“Bazı eşyalar yalnızca geçmişten kalmaz, geçmişi de bugüne taşır.”
SEMRA YEŞİL – Çocukken annem zaman zaman evimizdeki ceviz sandığını açar, içindekileri havalandırır, eskiyen, artık kullanılmayacak durumda olanları ayırır, ya tamir edip başka bir şeye dönüştürür, başka birilerinin kullanabileceği durumdaysa onlara verir ya da tasfiye ederdi. Biz üç kardeş bu işi çok severdik. Annem sandığın başına geçince üçümüz birden yanında çömelir, onu izler, eğer içinden ilgimizi çeken bir şey çıkarsa denemek isterdik. Annem de bizi kırmaz, denememize izin verirdi. Esasında daha önceden defalarca açıldığı için, sandık açılınca içinden çıkacakları da çok iyi bilirdik.
Örneğin, annemin diktiği ipekli, dantelli, işlemeli tuvaletler, gece elbiseleri, nişanında giydiği tuvalet, gelinliği her defasında denemek istediklerimizdi. Bu, bizim için adeta bir ritüeldi. O kıyafetlerin içinde kendimizi çok iyi hisseder, dans eder, eğlenirdik. Annem vakti varsa denememize izin verir, başka işleri varsa o işi çabucak bitirmek istediği için pek istekli olmazdı ama yine de dayanamayıp izin verirdi. Bunlar dışında o sandıktan daha neler neler çıkardı bir bilseniz…
Bir giysiye dönüşmeyi bekleyen rengârenk kumaşlar, yünler, nakış ipleri, işlenmeyi bekleyen boncuklar, eski bir elbisenin başka bir elbisede kullanılmak için çıkartılmış boncuk işlemeli yakası, danteller, kedimeler, örgü masa örtüleri, perdeler…
İşte şimdi burada duralım. Bu yazıyı yazma kararı verdiren perdeler…
Şaşırmış olmalısınız. Perde yazıya nasıl karar verdirir? Verdirdi bile… İşte başladım.
Dün annemin yaptığı bu sandık düzenleme işinin bir benzerini yapıyordum. Bohçalardan birini açınca içinden örgü perdeler çıktı. Anneannemden kalan, yüz yıllık perdeler…
Bu perdeler beni nerelere götürdü bir bilseniz. Çocukluğumdan beri evimizde kullanılan, daha sonra çok sevdiğim için annemden istediğim ve uzun süre kendi evimde de kullandığım o örgü perdeler…
Bir tanesi büyük, tek parça, meyve tabağı desenli olan perde, diğeri ise uzun, dikdörtgen parçalar halinde örülüp birleştirilerek tek parça hâline getirilmiş, diğerinden daha küçük bir pencereye uygun olan ve yine uçlarına çiçek ve meyve desenleri işlenmiş perde…
Şimdi… Esas anlatmak istediğim yere geldik. O ikinci perde var ya, küçük olan… Onun adı Kiracı Perdesi…
Pek çoğunuzun bu ismi ilk kez duyduğunuzdan eminim. Çünkü artık günümüzde böyle bir perde adı yok. En iyisi neden kiracı perdesi dendiğini anlatayım.
Bizim evde bu perdelerden söz edilirken bu lafı çok duyduğum için aklımda kalmış.
Asker ailesi olmamıza rağmen biz çok fazla tayin geçirmedik. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi, babam diğer arkadaşlarına göre daha geç evlendiği için bekârlık döneminde pek çok tayin geçirmişti. İkincisi de evlendikten sonra sınıf değiştirerek eğitim-öğretim kadrosuna geçmiş, görev yerleri ise İzmir ve İstanbul olmuştu. O yüzden bizim için kiracı perdelerinin boyutları öyle çok fazla değişmedi. Sadece İstanbul’a tayin olduğumuzda, hayal meyal annemin perdelerden birini birleşme yerlerinden söktüğünü, diğerine eklediğini hatırlar gibiyim.
Gelelim annemin çocukluk ve gençlik yıllarına…
Dedem Tapu Muhafızı olduğu için Ege Bölgesi’nin günümüzde gözde tatil yerleri olan Fethiye, Bodrum, Datça, Foça, Urla gibi birçok yerde görev yapmış. Bu böyle olunca annemin o yılları, birkaç senede bir tayin olunan yere adapte olmakla geçmiş. Ama bundan çok da rahatsız olmamış, her gittiği yerle ilgili hikâyeler biriktirmiş zihninde. Çocukken onları bize hep anlatırdı. Onların içinde geçen bazı cümleler ve kelimelerse aklımda yer edip kaldı. Kiracı perdeleri gibi…
Neden kiracı perdesi denmiş?
Herhâlde buraya kadar anlattıklarımdan biraz anlaşılmıştır ama ben yine de anlatayım.
Efendim, şimdi bu perdeler geniş sütunlar hâlinde örülüyor. Sonra da pencerenin boyutlarına göre birleştiriliyor. Pencereye asılıyor, öyle güzel duruyor ki parça parça örülmüş olmasına rağmen birleştirildiğinde bir bütünlük oluşturuyor. Böyle birkaç sene kullanılıyor.
Tayin haberi gelince perdeler çıkarılıyor. Yeni gidilen yerde pencereler küçük. Hemen bir parçası sökülüp, yeni pencereye asılıyor. Tam pencere ölçüsüne göre bir perde yaratılıyor.
Bir diğer tayin haberi…
Yine perdeler çıkarılıyor. Bu defa gidilen yerde ev büyük. Pencereler büyük. Hemen daha önce çıkarılan parça veya parçalar ekleniyor, pencereye uygun hâle getiriliyor.
Kim bilir o perdeler kaç kere büyütüldü, kaç kere küçültüldü. Ne yapsınlar? Perdenin adı da böylece “Kiracı Perdesi” olarak kalıyor. Belki daha önceden “Parçalı Perde” deniyordu, kim bilir…
Dedem İzmir’e tayin olup da Halil Rıfat Paşa’daki evi satın alıp yerleşik düzene geçene kadar bu böylece sürüp gitmiş. Ben dedemlerin evinde bu perdeleri hatırlarım. Sonra bizim eve geldi. Daha sonra da benim kendi evime… Ben de kullandım ama sonra kaldırdım. Şimdi tekrar elimde, düşünüyorum. “Ne yapsam, bunları nasıl değerlendirsem?” diye…
Bu arada “Acaba kiracı perdeleri ile ilgili bir şey bulabilir miyim?” diye araştırınca karşıma çıkan bazı bilgileri de paylaşmak isterim.
Kuşadası’nda 2011 yılında, geleneksel çeyiz kültürünün ve kadın emeğinin korunmasına yönelik İbramaki Sanat Galerisi’nde Sandıktan Çeyizler sergisi açılmış. Kuşadası Yerel Tarih Dergisi ile Kuşadası Kent Konseyi Yerel Tarih Grubu iş birliğiyle düzenlenen sergide, geçmiş kuşaklardan kalan el işi çeyizler, ev eşyaları, fotoğraflar ve çeşitli tarihî objeler bir araya getirilmiş. Sergide, Radyo Programcısı Sevgili Belma Özgün’ün ninesinden kalan Tentene Kiracı Perdesi de yer almış. Belma Hanım da Ticaret Odası tarafından çıkarılan dergide perdelerden söz etmiş.
Bir de bu perdelerden, mübadele ile giderken bir Türk aileye bırakılan Rum aileye ait eşyalar arasında da bulunduğu bilgisi var. Kim bilir, belki onlardan bize kalan bir gelenektir. Ama zaten yüzyıllar boyunca bir arada yaşayan iki halkın yaşam şekilleri birbirine benzemez mi? “Kimden kime kaldı?” sözü pek de gerekli olmayabilir.
Ben de yazıyı okuyunca kiracı perdesinin başında yer alan, daha önce duymadığım tentene, kelimesini de araştırdım ve kısaca sizlere de söz edebileceğim şu bilgilere ulaştım.
Tentene, Anadolu’nun birçok yöresinde dantel anlamında kullanılan, tığ, mekik, firkete, file gibi farklı tekniklerle yapılan ve özellikle geleneksel çeyiz kültüründe önemli yer tutan bir el sanatı. Perde, örtü, yatak ve masa örtüleri gibi gündelik kullanım eşyalarında görülen tenteneler, yalnızca süsleme malzemesi değil, kadınların emeğini, sabrını ve aile hafızasını taşıyan kültürel bir miras…
Örneğin, Konya’da bu konu üzerine yapılan bir çalışmada farklı teknikler ayrıntılı biçimde sınıflandırılmış. Tığla yapılan tentenede zincir, sık iğne, trabzan, halka ve benzeri ilmeklerin farklı şekillerde işlenmesiyle oluşan desenlerden söz ediliyor.
2008 yılında düzenlenen Kızılcabölük Geleneksel Dokumalar Sempozyumu bildirisinde, yöresel dokumaların yanı sıra Anadolu’nun çeşitli yörelerinde kullanılan yöresel teteneler üzerinde de durulmuş. Tentenenin yastık kenarı, karyola eteği, perde, havlu kenarı, çarşaf kenarı, sandık örtüsü ve sehpa örtüsünde de kullanıldığı söyleniyor.
Kâmûs-ı Türkî’de ise tentene, dantel ve dantela anlamında kullanılan, delikli, örgü biçimindeki süslemeyi ifade eden bir kelime olarak karşımıza çıkıyor.
Bu vesileyle biz de yeni bilgilere ulaştık. Ama benim için bütün bu bilgilerden daha kıymetlisi, yıllardır bir sandığın içinde saklanan o perdelerin hâlâ bize bir şeyler anlatabiliyor olması. Çünkü bazı eşyalar yalnızca geçmişten kalmaz, geçmişi de bugüne taşır.


