Beril Açar
Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve toplumun vicdanında derin yaralar açan bu trajik olay, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kapsamlı bir psikolojik değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Bir uzman gözüyle, hem ateşin düştüğü yerdeki ruhsal yıkımı hem de bu şiddeti doğuran karanlık “incel” alt kültürünü mercek altına almamız gerekiyor.
Bir saldırının ardından konuşulanlar çoğu zaman hızla keskinleşir: failin kim olduğu, nasıl bir “insan” olduğu, neden yaptığı… Oysa bu tür olaylar, tek bir açıklamayla kavranabilecek kadar basit değildir. Ne yalnızca bireysel bir patolojiye indirgenebilir ne de sadece toplumsal koşullarla açıklanabilir. Asıl mesele, bu katmanların birbirine nasıl eklemlendiğini görebilmektir.
Toplumsal travma: Kayıp ve hayatta kalmanın ağırlığı
Olayı bizzat yaşayanlar ve sevdiklerini kaybedenler için zaman şu an durmuş durumda. Bu boyuttaki travmalar, bireyin dünya güvenliğine olan inancını kökünden sarsar.
Yas ve akut stres tepkileri
Yakınlarını kaybedenler için süreç, sadece bir veda değil, “haksız ve ani” bir kopuştur. Bu durum, yas sürecini komplike yasa dönüştürebilir. İlk evrelerde inkar, öfke ve derin bir boşluk hissi hakimdir. Olayı yaşayan tanıklarda ise “akut stres bozukluğu” belirtileri (olayı tekrar yaşama, uykusuzluk, aşırı uyarılmışlık) görülmesi beklenen bir durumdur.
Ne yapılmalı?
- Psikolojik İlk Yardım: İlk aşamada en önemli ihtiyaç güvenlik ve temel ihtiyaçların karşılanmasıdır. Kişiler kendilerini güvende hissetmeden terapi sürecine geçilmemelidir.
- Duyguların İfadesi: Acının yaşanmasına izin verilmelidir. “Güçlü durmalısın” gibi klişeler, yas tutan kişinin duygularını bastırmasına ve ileride daha büyük patlamalar yaşamasına neden olabilir.
- Profesyonel Destek: Travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) kronikleşmemesi için EMDR veya Bilişsel Davranışçı Terapi gibi travma odaklı yaklaşımlardan destek alınması hayati önem taşır.
Karanlık bir labirent: İncel kültürü ve psikolojik altyapısı
Katilin profilinde karşımıza çıkan “incellik” (involuntary celibate – istemsiz bekarlık), sadece bir sosyal statü değil, bir nefret ideolojisine dönüşmüş durumdadır.
İncellik nasıl başlar?
Son yıllarda bazı saldırganların kendilerini “incel” olarak tanımlayan çevrimiçi altkültürlerle ilişkili olduğu görülmektedir. Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir: İncel bir tanı değildir. Bu, belirli bilişsel çarpıtmalar ve duygusal kırılganlıklar etrafında şekillenen bir kimliklenme biçimidir.
Bu bireylerde sıklıkla ortak olan şey, özellikle ergenlik döneminde başlayan kronik bir reddedilme algısıdır. Birey, romantik veya sosyal başarı elde edemediğinde, bu başarısızlığın faturasını kendine kesmek yerine topluma, kadınlara veya “sisteme” kesmeye başlar Bu reddedilme her zaman nesnel değildir; ancak kişi tarafından mutlak bir gerçeklik gibi yaşanır. Zamanla bu deneyim, “ben yetersizim” inancından “dünya bana karşı” inancına evrilir. Bu dönüşüm kritik bir kırılma noktasıdır. Çünkü burada sorumluluk içsel alandan dış dünyaya kayar. Özellikle kadınlara ve “başarılı” olarak algılanan erkeklere yönelen öfke, bu dışsallaştırmanın ürünüdür. Bu süreç genellikle tek bir olayla başlamaz. Sosyal dışlanma, akran zorbalığı, romantik reddedilme ve düşük özsaygı gibi faktörler zaman içinde birikir. Ardından kişi, bu deneyimleri anlamlandırabileceği çevrimiçi alanlara yönelir. Bu alanlar çoğu zaman benzer öfke ve kırılganlıkların yankılandığı kapalı sistemlerdir. Farklı bir bakış açısı değil, aynı düşüncenin güçlendirilmiş versiyonları dolaşıma girer. Böylece bireysel bir hayal kırıklığı, kolektif bir ideolojiye dönüşebilir.
Burada tekrar altını çizmek gerekir: Bu kimliği benimseyen herkes şiddete yönelmez. Ancak belirli koşullar altında risk artar. Yoğun izolasyon, paranoid düşünce örüntüleri, şiddeti meşrulaştıran söylemler ve planlama davranışları bu riskin göstergeleridir. Yani mesele yalnızca “incel olmak” değil, bu kimliğin hangi psikolojik ve sosyal zemin üzerinde şekillendiğidir.
Psikolojik dinamikler: “Siyah hap” (black pill) felsefesi
İncel dünyasında “Siyah hap”, her şeyin genetik ve dış görünüşe bağlı olduğunu, değişimin imkansız olduğunu savunan nihilist bir bakış açısıdır. Bu düşünce yapısı;
- Mağduriyet psikolojisi: “Dünya bana borçlu ama vermiyor” düşüncesi.
- Dehumanizasyon (İnsandışılaştırma): Kurbanlarını insan olarak değil, birer nesne veya düşman olarak görme eğilimi.
- Narsisistik yaralanma: Gerçeklik ile idealleştirilen benlik arasındaki uçurumun yarattığı derin öfke.
* İncel ideolojisi, genellikle toplumdaki “ideal erkeklik” kalıplarına uyum sağlayamayan bireylerin bu sistemle girdiği çatışmayı temsil eder.
Kaynak: Raewyn Connell’in “hegemonic masculinity” kuramı. İncellerin bu hiyerarşide en alt basamakta (“subordinate masculinity”) yer aldıklarını ve buna bir tepki olarak radikalleştiklerini açıklamak için mükemmeldir.
* Siyah hap felsefesi; aşırı genelleme, ya hep ya hiç düşüncesi ve dışsal denetim odağı gibi bilişsel çarpıtmalarla doludur.
Kaynak: Hoffman, B., Ware, J., & Shapiro, E. (2020). “Assessing the Threat of Incel Violence.” Bu çalışma, incel ideolojisinin nasıl bir şiddet ve nefret ideolojisine dönüştüğünü psikolojik verilerle ele alır.
Odak noktası: “Görünüşçülük” (Lookism) kavramı. Bireyin tüm değerini sadece fiziksel özelliklerine indirgemesi.
* İnternet forumlarının (4chan, Reddit, incels.is) nasıl birer “yankı odası” (echo chamber) görevi gördüğü.
Kaynak: Debbie Ging (2019). “Alphas, Betas, and Incels: Theorizing the Manosphere.” Ging, bu dijital ekosistemi ve kullanılan dili (terminolojiyi) en iyi analiz eden araştırmacılardan biridir.
Aileler için uyarı levhaları: Nasıl fark edilir?
Aileler açısından bakıldığında ise süreç çoğu zaman geç fark edilir. Çünkü başlangıç sessizdir. Odaya kapanma, sosyal geri çekilme, genelleştirilmiş nefret dili, yoğun internet kullanımı… Bunlar tek başına alarm vermeyebilir. Ancak bir araya geldiklerinde bir örüntü oluştururlar. Bu noktada en sık yapılan hata, yargılama ve küçümsemedir. Oysa utanç, bu tür kimliklenmeleri daha da pekiştirir. Asıl ihtiyaç, davranışı onaylamak değil, duygunun arkasına bakabilmektir. Profesyonel destek ise bu sürecin kırılmasında kritik rol oynar. Bir gencin bu karanlık yola girdiğini anlamak her zaman kolay değildir ancak bazı ipuçları kritik öneme sahiptir:
- Dil ve terminoloji: Eğer çocuğunuz internette vakit geçirdikten sonra kadınlara karşı aşırı aşağılayıcı bir dil (femoid, chad ve benzeri gibi terimler) kullanmaya başladıysa bu ciddi bir işarettir.
- Aşırı izolasyon ve sosyal çekilme: Gerçek dünyadan tamamen kopup sadece anonim forumlarda veya radikal gruplarda vakit geçirmek.
- Empati kaybı: Şiddet olaylarına karşı duyarsızlaşma veya bu olayları gerçekleştiren “anti-kahramanlara” hayranlık duyma.
- Dış görünüş takıntısı: Kendi fiziksel özelliklerini radikal bir nefret objesi haline getirme.
Aileler çocuklarında bu tür bir süreçten şüphelendiğinde öncelikle tek bir davranışa odaklanmak yerine bir örüntü olup olmadığını gözlemlemelidir; kadınlara ya da belirli gruplara yönelik genelleştirilmiş nefret dili, yoğun yalnızlaşma, “kimse beni istemez” gibi katı ve umutsuz inançlar, aşırı ve tek yönlü internet kullanımı, empati azalması ve artan öfke birlikte görülüyorsa dikkat edilmelidir. Şiddeti övme/romantize etme, silah, saldırı planı, takıntılı düşünceler, “onlara göstereceğim” tarzı söylemler, insanları kategorize edip değersizleştirme gibi belirtiler ise kırmızı alarm belirtileridir ve bu noktada sadece aile değil, uzman ve gerekirse resmi destek gerekir.
Çözüm: Dijital ebeveynlik ve bağ kurma
Bu tür trajedilerin önüne geçmek için sadece güvenlik önlemleri yeterli değildir. Aileler, çocuklarıyla sadece “dersleri” üzerinden değil, duyguları ve dijital dünyaları üzerinden bağ kurmalıdır.
- Yargılamadan dinleyin: Çocuğunuzun sosyal başarısızlıklarını küçümsemeyin. Bu acı onlar için gerçektir. Çocuğun elinden telefonu almak/interneti kesmek gibi müdahaleler problemi çözmez, aksine gizler. Bunun yerine, “Neler izliyorsun?”, “Bunları izlemek sende ne his oluşturuyor?” gibi sorgu havasında olmayan bir sohbet ile çocuğu anlamak ve çocuğun yalnız olmadığını hissettirecek davranışlar gösterilmelidir. Utanç radikalleşmeyi besleyebilir. Çocuk, “Ben zaten anlaşılmıyorum” şeklinde hissederse daha uç gruplara yönelebilir. Bu yüzden, yargısız dinleme, tartışma yerine merak etme, “seni anlıyorum” diyebilmek çok kritiktir. Bu grupların altındaki yalnızlık, reddedilme ve değersizlik hissini onarmak temel hedef olmalıdır.
- Eleştirel medya okuryazarlığı: İnternette gördüğü her bilginin veya ideolojinin doğru olmadığını, algoritmaların insanı nasıl radikalleştirdiğini ona anlatın.
- Aidiyet hissi oluşturun: Spor, sanat veya sosyal projelerle gencin “gerçek” bir topluluğa ait olmasını sağlayın. Dijital dünyadaki sahte aidiyet, ancak gerçek dünyadaki boşlukla beslenir ve bu çocukların en büyük eksikliği gerçek ilişki deneyimidir.
Özetlemek gerekirse;
- Sürekli kadınlara/genel gruplara yönelik nefret dili
- “Kimse beni istemez / sistem bozuk” gibi katı inançlar
- Sosyal geri çekilme (odaya kapanma, yalnızlaşma)
- Yoğun ve tek yönlü internet kullanımı (forumlar, belirli içerikler)
- Empati azalması
- Öfkenin artması ve genelleşmesi
Gibi durumlar aileler için işaret niteliği taşımaktadır. Burada amaç “etiketlemek” değil, “örüntüyü fark etmek” olmalıdır.
Unutmayalım ki şiddet, uzun süren bir sessizliğin ve görülmemiş bir acının patlama noktasıdır. Ruh sağlığı profesyonelleri, aileler ve toplum olarak bu sessizliği erkenden duymak zorundayız.
