Elli yıllık yürüyüşün ardından: Tahir Ün ile söyleşi

HEDİYE SELDA YILMAZ – Tahir Ün ile 2015 yılında bir fotoğraf eğitim merkezinde belgesel fotoğrafçılık kursu nedeniyle tanıştım. Daha sonra da iletişimimiz sürdü. İlerleyen yıllarda kendisinin gerçekleştirdiği “Aynı Gökyüzünün Altında- Bir Barış Projesi” adlı proje kitabına bir yazım ile katkıda bulundum.

Tahir Ün, 14 Kasım 2024 tarihinde İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği’nde fotoğrafçılığa başlamasının 50. yılı ile ilgili “Elli Yıllık Yürüyüş” adlı sunum ve söyleşi gerçekleştirdi. Hayatımda ilk kez bir fotoğrafçı, küratör, aktivist, video sanatçısı ve belgesel film yönetmeninin 50 yıllık yürüyüşünü kendi sunumuyla izleme şansı buldum. Ne mutlu bana. Bu sunumla Tahir Ün’ü daha iyi tanıdım. Çok şey öğrendim. İyi ki gitmişim.

Bir anı ve belge olmasını istediğim için bu söyleşiyi hazırladım. Ortaokulda ev ödevi olarak iki kez farklı kişilerle söyleşi yapmıştım. Onlar defterlerde kaldı ve kayboldu. Fotoğraf, videoart ve belgesel sinema yarım asır geçirmiş değerli Tahir Ün’ü bu söyleşi aracılığı ile tanıtmak amacındayım. Kendisi ile yayınlanmak üzere hazırladığım ilk söyleşiyi yapmanın heyecanı ve gururunu yaşıyorum. Benim için bir onur. 

Tahir Ün’ün yaşam öyküsü

Tahir Ün, 1960 yılında Akhisar’da doğdu. Fotoğrafçılık yaşamı ortaokulda fen bilgisi öğretmeninin boynuna fotoğraf makinasını takmasıyla başladı. Asıl amaç öğrencilerin fotoğraflarını çekip satarak para kazanmak ve okul fen laboratuvarına malzeme alabilmekti. O yıllar fotoğraf makinasının lüks olduğu yıllardı. Tahir Ün fotoğrafı çok sevdi ve tutkuyla bağlandı. 16 yaşındayken, İzmir’de bir bankanın düzenlediği karma bir sergiye katıldı.  

İlk ve orta öğrenimini Akhisar’da tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Klasik Filoloji Bölümü’nü bitirdi. Aynı okulda iki yıl Sanat Tarihi Bölümü’nde Oluş ve Rüçhan Arık’ın, Tiyatro Bölümü’nde Metin And’ın öğrencisi oldu. Yaşar Üniversitesi, Kara Elmas Üniversitesi, çeşitli kültür sanat merkezlerinde ve fotoğraf topluluklarında fotoğraf eğitmenliği yaptı. 1978-1981 yıllarında Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’ne yönetim kurulu üyesi olarak hizmet verdi. 1994 yılında Fotoğraf Sanatı Kurumu Derneği kurucuları arasında yer aldı. Halen, A-part Sanat Derneği üyesidir.

Yurt içinde ve yurt dışında gerçekleşen onlarca karma ve kişisel sergilerde fotoğrafları sergilendi. Yurt içinde ve yurt dışında yayınlanan çeşitli dergilerde fotoğrafları yayınlandı. Eserleri farklı müzelerin koleksiyonları arasına girdi. Ankara’da bir yayınevi kurarak “Çağdaş Türk Fotoğraf Sanatı” konulu kartpostal serisini ve çeşitli araştırma inceleme kitapları yayınladı. 

Peron Magazin, Fotoğraf Dünyası gibi dergilerin yayın kurullarında yer aldı. Bir süre Kül Edebiyat, Sanat ve Düşün dergilerini yayınladı. Ürettiği fotoğraf ve işleri ile ulusal ve uluslararası çeşitli ödüller kazandı. Fotoğraf, hem geçimini sağladığı hem de kendisini kişisel olarak ifade ettiği bir tutku oldu.  Son yıllarda belgesel ve deneysel fotoğrafın yanı sıra, etkileşimli medya, video sanatı ve belgesel film alanında da ürün vermektedir. Bu yıl İzmir’de Uluslararası Belgesel Film Festivali’nin dördüncüsünü düzenledi. Ayrıca video sanatı ve multimedya foto-öykü, deneysel video çalışmaları yürütmektedir. Halen İzmir/Dikili’de yaşamaktadır. 

Kendisi ve üretimleri ile ilgili ayrıntılı bilgi için: https://www.linktr.ee/tahirun   

– Öncelikle fotoğraf ve arkasından video sanatı, belgesel sinema çalışmaları ile bıkmadan usanmadan, inatla, dirençle, bugünlere gelebilmenizden dolayı sizi kutluyorum.50 yıl önce öğretmeninizin boynunuza fotoğraf makinasını geçirmesiyle başlayan fotoğrafçılık hayatınız hep bir amaca hizmet etmiş. Öyle keyfi bir şey değilmiş anlaşılan. Sunumunuzda da izlediğimiz gibi her projenizin bir amacı var. Bir derdi ortaya dökmek, bir yaraya parmak basmak, farkındalık yaratmak gibi. Proje konularını siz mi oluşturuyorsunuz? Ya da konular bir şekilde sizi mi buluyor?

– Özellikle 50 yılın ardından böyle bir söyleşi anlamlı benim için. Fotoğrafı en başından bu yana yaşama nesnel yaklaşabilmenin, onu kavrayabilmenin bir aracı olarak gördüm. Gerek belgesel ve gerekse deneysel projelerimin odağında insan yer aldı. Daima, meseleyi enikonu ele alarak irdeleyebileceğim; dolayısıyla bir projeye dönüşebilecek konulara yaklaşım gösterdim. Bunların bir amaca hizmet etmesi, farkındalık yaratması öncelikliydi benim için.

– Ürettiğiniz işler daha çok toplumun ötekileştirdiği, görmezden geldiği, yoksul insanlar ve yaşamlarına odaklanmış durumda. Bu projelerinizi gerçekleştirmek zor olsa gerek. Nasıl bir yol izliyorsunuz?

– Evet, doğru. Bunun için birkaç temel yaklaşıma gerek var. Öncelikle dünya görüşünüzün sosyal ve toplumsal bir farkındalık yaratma iştahınızı kabartıyor olması ve çalışacağınız konuya, topluluğa ya da bireye yaklaşımınızdaki samimiyet.

– Foto öykü nedir, neyi anlatır? Edebiyattaki öykü üretme süreci burada da işliyor mu?

– Foto öykü, en anlaşılır biçimiyle, projeleştirdiğiniz bir meseleyi görsel öykü biçiminde sunmanızdır. Konunun ön araştırması, senaryolaştırılması, farklı planlardaki çekim aşamalarının ardından fotoğrafların uygun dizilimiyle giriş-gelişme-sonuç yapısına benzer şekilde görsel bir anlatı çatısı oluşturma esasına dayanır. Bu yanıyla klasik öykü yaratımına yaklaşır.  Kuşkusuz, tek bir fotoğrafın anlatısının da çok güçlü olabileceğini anımsatarak, foto-öykünün çok sayıda fotoğrafın dizilimiyle ya da fotoğraf, video ve sesin uyumlu kullanımıyla çoklu medya öykülerinin anlatı gücünü de görmezden gelmemek gerekir. 

– Bir fotoğrafa bakarak öykü kurgulanabilir mi? Yıllar önce bazı edebiyat dergileri bunu yapıyordu. Derginin arka sayfalarından birine bir fotoğraf koyup, bu fotoğraftan esinlenerek öyküler yazılmasını beklediklerini, beğendikleri öyküleri bundan sonraki sayıda yayınlayacaklarını ilan ediyorlardı.

– Evet, bu sıklıkla yapıldı. Fotoğraflara öykü ve şiirler yazıldı. İlk örneklerden biri Ali Cengizkan’ın 1983’de yayınlanan “Yunan Dosyası- Constantine Manos’un Fotoğrafları İçin” isimli şiir kitabıydı. Ayrıca, rahmetli Seyit Ali Ak’ın 2003 yılında yayınlanan “Fotoğraf/Söz Kavuşması” bu konuda yapılan önemli bir çalışmadır. Ak, amacını şöyle ifade eder:

“Yaptığım antolojinin “kendi oylumunda işlevi” edebiyat ürünlerinde fotoğraf duygusu, düşüncesi ve günlük yaşamda kullanılmış vurgularını gözler önüne sermesidir. Fotoğraf karşısında yazarın tutumunu belirleyen çarpıcı imgelerle bezenmiş şiir ve düzyazı coğrafyasıdır. Seçkide yapıtların nitelik değerlendirmesinden, şiirimizi kimin nereye çektiği sorunsalından çok fotoğrafın yazınımızdaki yeri üstünde durulmuştur. Çalışmam tüm Cumhuriyet dönemi yazarlarının kitaplarının tek tek tarama disiplinine dayanmaktadır. “

Çeşitli ifade biçimlerinin etkileşimi yüzyıllar boyunca süregelmiş ve birbirini kışkırtmıştır.

– “Geçicilik” ve  “Kimlik ya da Hiçlik” adlı projeleriniz soyut konular. Birçok disiplinin çalışma alanına giren konular. Ben oldukça da iddialı ve cesur buldum. Fotoğrafçı sadece görüneni değil, görünmeyeni de mi yakalar?  Fotoğrafın gücü ve sınırsızlığı mı sizi buna iten? Ya da kendinizi ifade etmenin farklı bir yolunu mu çalışmak istediniz?

– Kendini ifade etmenin farklı bir biçimi diyebiliriz. Burada “görünmeyen” dediğimiz aslında gördüğümüzün imgesidir. Şüphesiz, çatısı deneyimlerle ve birikimlerle örülmüş öznel bir ifade biçimidir. Fakat bu çalışmalar kaynağını yine toplumsal ve sosyal olgulardan alan yanlarıyla önemlidir benim için.

– Sizin sayenizde videoart ya da video sanatı adıyla anılan yeni bir görsel sanatla tanıştım. Sıradan video kayıtları değil elbette. Bir derdi var, bir öyküsü var anladığım kadarıyla. Nedir video art? Dünyada ve Türkiye’deki durumu nedir? 

– Video sanatı, geçmişi 1960’lı yıllara dayanan hareketli görün- ve sesten oluşan, aslında bir kurgudan, öyküden bağımsız; tamamen Derrida’nın yapı çözümü kuramına uygun olarak uzam ve zamanı parçalayıp, yeni ve farklı bir uzam ve zaman yaratır. Video sanatının derdi var ama bilinen anlamıyla bir öyküsü yok. Videonun beni çeken asıl gücü deneysel yapısıdır.

Video işleri ya da günümüz deyişiyle sanatçı videoları internet mecrası dışında, daha çok festival ve sergi gibi etkinliklerde izleyiciyle buluşabiliyor. Türkiye’de de özellikle İstanbul odaklı birçok sergi ve etkinlikte video işleri yer bulmaktadır. Hatta video sanatına adanmış bir galeri bile vardır. 

2016 yılından bu yana İzmir’de Videoartist adıyla Uluslararası bir video gösterim programı ve sergisi düzenliyoruz. Geçen yıl Ekim ayının ilk yarısı boyunca Tarihi Bıçakçı Han’da izleyicilerle buluştu. Kuşkusuz, İzmir’deki tek video etkinliği değil. 2018 yılından başlayarak Monitör İnisiyatifi’nin farklı mekanlarda gerçekleştirdiği nitelikli video etkinliklerini izliyoruz. 

Aslında, Videoartist, çağdaş görsel sanat yaklaşımlarının Anadolu coğrafyasına taşınması işlevini de yerine getirmiştir. İstanbul odaklı pek çok eleştirel ve ön kesici yaklaşımlara karşın, Anadolu’daki birçok yerel festivale eklemlenerek, gerek gösterimler, gerekse çeşitli atölye çalışmalarıyla geçen ve Beste Erener, Devrim Taban ve Mehmet Ünal’ın da katkılarıyla 10 yılın ardından işlevini tamamlamıştır. Son edisyonu bu yıl 23-26 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da 4. kez düzenlenecek olan Apart Uluslararası Kısa Film, Video ve Fotoğraf Sempozyumu kapsamında yapacağız. 

– 2015 yılında Akhisar’da “Görsel Şiir ve Fotoğraf Şiir İlişkisi” adlı bir etkinlik gerçekleştirmişsiniz. Ayrıca bir şiir kitabı yayınlamışsınız. Biraz söz eder misiniz? Şiir sevdiğiniz belli. Nedir fotoğrafla şiirin ilişkisi? Fotoğrafta şiirsellik olmalı mı, olabilir mi, gerekli mi?

– Evet, o yıllarda başlayarak bu başlık altında bir dizi söyleşi yapmıştım. Etkinlikten amaç, görsel şiirin fotografik imgelerle olan dansını ve güçlü mesajını ortaya koyabilmekti. Klasik anlamda bir fotoğraf şiir ilişkisinden farklıdır. Görsel Şiir, Somut Şiir’den ayrılsa da, temelde “sözsel, işitsel, görsel” unsurları bir arada kullanabilir. Herhangi bir biçimsel kurala bağlı kalmaksızın tipografiden grafiğe ve fotografik imgeye kadar uzanır. Görsel şiirin dışında, benim klasik şiirle ilişkim birkaç fotoğrafımı dizelerle ifade ettiğim ve yaşamımdaki değişiklik anlarının sözel ifadesidir.

– Son dört yıldır İzmir’de Uluslararası Belgesel Film Festivali düzenliyorsunuz. Bildiğim kadarıyla bu festival İzmir’de ilk ve tek süregiden belgesel film festivali. Festivali düzenlemeye başlarken amacınız neydi? Bu festivalin sinema dünyasına ve İzmir’e ne gibi katkıları oldu?

– Evet, tüm güçlüklere karşın dördüncü etabı da tamamlayarak bir mola verdik. Gerçekten de İzmir’in doğruları söyleyen bir görsel şölene ihtiyacı olduğunu düşünerek yola çıkmıştık. Bu fikir hayli uzun zamandır aklımdaydı ve nihayet sinemacı arkadaşım Devrim Taban ile düştük yollara. Yine belgesel fotoğrafçı ve sinemacı dostumuz Mehmet Ünal, Ebru Dağlı ve diğer gönüllü arkadaşlarımızla bu zor yolculukta hayli ilerleyerek yerli – yabancı yüzlerce belgeseli İzmirli sinemaseverlerle buluşturduk. Fotoğraf gösterimlerine, panel ve yönetmen söyleşilerine de yer verdik. Belgesel sinema izlencesine ve görsel hafıza yolculuğuna İzmir özelinde önemli bir katkı sunduğu kanısındayım. Ancak, “aydın duyarsızlığı”nın festivale ilgisizlik boyutunda bizi üzdüğünü de yeri gelmişken ifade etmek isterim.

Bağımsız olması adına hiçbir maddi destek almadan sürdürdüğümüz bu çabamız ülkenin içinde bulunduğu olumsuz koşullara da bağlı olarak biraz soluksuz kaldı. Son aşamadaki destek arayışları da karşılık bulamayınca, bir ara vermenin zamanı geldi. Kuşkusuz, etkinliğin devamına dair çözüm odaklı yaklaşımlara açık olduğumuzu bu vesileyle ifade etmek isterim.

– 50 yılı aşkın bir süredir fotoğrafçılığa, kültür ve sanat dünyasına sunduğunuz emek ve katkılar için, ayrıca bana ilk röportajımı yapma olanağı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

– Ben de teşekkür ederim.

– Şiiri ben de severim. Yazılarımı mutlaka bir şiirle başlatır ya da bitiririm. Bu ilk söyleşimi de izninizle en beğendiğim şiirinizle bitirmek istiyorum. 

Kırmızı Martı 

Fırtınaya tutulan gemilerdik denizde,
Sevdalarımız boyuydu dalgalar.
Sığınacak limanlar bulamadık,
Sığ sular aradık kendimize.

Bir kırmızı martı geçti üstümüzden,
Savrulan bulutlarda yitip gitti.
Orada bir delik açıldı: lacivert.

Sonra, dilek yıldızları tuttuk;
Bir yıldız, hiçbir yıldız kaymadı denize.

Anlamıştık,
Bitmeyecekti sonrasız geceler.

Tahir Ün (Gizli Bir Fotoğrafın İçeriğinin Şiirsel Anlatımı, Ankara, 1995)

Related Images: