“Demirel de Ecevit de artık bizim gibi”

CENGİZ TÜRKSOY – 12 Eylül 1980 sabahı, Nevşehir’de kaldığım Sümerbank misafirhanesinin koridorunda çalan radyodan gelen marş sesleri ve bağırışlarla uyandım. Koridorda, küçük bir radyo çevresinde yere oturmuş birkaç temizlik işçisi kadın bir ağızdan konuşuyorlardı. Beni görünce sustular. “Bu gürültü neden? Biraz sessiz olamaz mısınız?” sorumu yanıtlamayıp neşe içinde “Biliyor musunuz? Artık Demirel de Ecevit de bizim gibi bir adam” dediler.

Beklenen bir olay olduğu için, bu sözlerden anlamıştım darbe olduğunu ama yine de “O ne demek?” dedim. Hep birlikte, “İkisi de gümledi. Artık Kenan Evren var” diye yanıt verdiler, keyifle. Gümletenler, gümleyenler, işçi kadınlar, sınıfla bütünleşmeden sınıf mücadelesi verenler bir anda kafama doluştular; karışık duygular içinde odama döndüm.

***

Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın “bizim çocuklar” dediği beş komutandan oluşan faşist cunta yönetiminde yaşanan iğrençlikleri bir de ben sıralamayayım. Kararlarıyla, uygulamalarıyla, mahkemeleriyle, hapishaneleriyle, işkenceleriyle, idamlarıyla, akademisyenleriyle, anayasası ve yasalarıyla faşist bir düzen kurdu cunta. Sonra gelen sivil iktidarlar da o düzeni halk desteğinde günümüze değin başarıyla sürdürdüler.

İşçi kardeşlerimin kendileri gibi sıradanlaşmalarından keyif aldığı siyasetçiler de pek mutluydu yeni düzenden. Siyaset evreni onlar için “dikensiz gül bahçesine” dönmüştü bu düzende. 1980 öncesinde, yıllarca “Bu anayasayla ülke yönetilemez” diye yakınanlar artık çok rahattı. Partilerinde seçilenleri onlar belirliyor, seçmen ancak onların belirlediklerini seçiyordu.

Halk, seçimden seçime de olsa oy kullandığı için kendisini bu oyunun ortağı görüyor, egemenliğin hâlâ ulusta olduğunu düşünüp avunuyordu.

***

Bütün kötülükler 12 Eylül 1980’de başlamadı ama Türkiye faşist cuntanın bıraktığı o pisliği bir türlü temizleyemedi. Emekçiler, demokratlar, ilericiler, sosyalistler, komünistler; kısacası, faşizmi duyumsayan herkes tarihe “12 Eylül dönemi” olarak geçen o yıllarda kapısı açılan kepazeliklerin sıkıntısını çekiyor bugün de…

  • O günlerde yolu açılan dinci gericilik büyüdü, yayıldı, siyasi bir güç haline geldi…
  • O günlerde yoğunlaşan ırkçı, milliyetçi inkâr politikası on binlerce insanımızı ölüme götürdü…
  • O günlerde yolundan çıkarılan demokratikleşme süreci hâlâ yerinde sayıyor…
  • O günlerde üretilen yasakçı anayasa ve yasalarla oluşturulan yeni düzende politikacı, sendikacı kimliğiyle saçma sapan adamlar çıktı ortaya…
  • O günlerin ürünü yeni düzen nedeniyle yaşıyoruz her türden haksızlığı, hukuksuzluğu, düzeysizliği, kültürsüzlüğü, görgüsüzlüğü, yüzeyselliği, yobazlığı, çapsızlığı…
  • Ve o günler sayesinde baş olan ayakların bir türlü yerli yerine oturtulamamasının gülünçlükleriyle geçiyor yaşamımız…

***

12 Eylül 1980’den bu yana 46 yıl geçti. İktidarlar geldi, iktidarlar gitti, o düzen değişmedi. Beş kişilik cuntadan kimse kalmamış olsa da kurdukları düzenle ülkeye bulaştırdıkları pislik içindeki ruhları bugün de aramızda. İnsanın temel hak ve özgürlüklerinden; emekten ve demokrasiden, hukuktan ve adaletten yana olanlar çoğunluk olup örgütlü siyasi güçleriyle o düzeni değiştirmedikçe de hep bizimle olacaklar.

Related Images: