Geçen ay sevgili Hüseyin Erciyas’tan “Dalya’ya üç kaldı” şeklinde bir mesaj aldım. Bunun ne demek olduğunu elbette hemen anladım. Size de hemen anlatayım…
14 Haziran 2010 tarihinde bir “Merhaba” ile başlamıştı Kent-Yaşam ile birlikteliğimiz. Mayıs 2026’ya kadar da tam doksan yedi yazı yazmışım. Bana göre az bile olmuş. Hesapladım; yılda ortalama altı yazıya denk geliyor. Yani iki ayda bir yazmışım gibi. Ama aslında öyle de değil. Bazı zamanlarda bir ayda iki yazı bile gönderdiğim oluyor, bazen de altı ay hiç yazamadığım…
Böyle durumlarda sevgili Hüseyin’in nazikçe bir merhabası hatırlatır bana ihmal ettiğimi Kent-Yaşam’ı…
Hemen yeni bir yazı yazar gönderirim kendimi affettirmek için. Çünkü benim için çok özeldir Kent-Yaşam…
2002 yılında İzmir’in dijital yayın platformlarının ilklerinden olan, Hüseyin ve Saadet Erciyas tarafından kurulan, yerel habercilik, kent kültürü, tarih, çevre, sanat ve toplum yaşamı konularına odaklanan Kent-Yaşam, “İzmir’in önemli bir haber bilgi sitesi”dir.
Ben platform kurulduktan sekiz yıl sonra köşe yazısı yazmaya başladım Kent-Yaşam’da ancak çok daha öncesinden takip ederdim. Yürütmekte olduğum mesleğim bu alana taban tabana zıttı ve ben yazı yazmaya başlayalı henüz iki yıl olmuştu. İlk yazımı yazmadan önce sordum;
“Hangi sıklıkta ve hangi konularda yazayım?”
“İstediğin sıklıkta ve istediğin konuda yaz” dedi sevgili Hüseyin.
Ama ben yine de özellikle İzmir odaklı yazılar ve hikâyeler göndermeye dikkat ettim. Zaman zaman şehir, hatta ülke dışına da çıktığım oluyordu ama geri dönüp yine odak noktasında buluyordum kendimi.
“Nostaljik hikâyelerini de çok özledik” diyordu bazen sevgili editörüm.
O zamanda çuvalımı açıp, daha önceden not aldığım başlıklardan yeni bir hikâye oluşturup gönderiyor, merakla yayınlanmasını bekliyordum. İlk olarak aşağıdaki “Merhaba” yazısı yazmıştım. Şimdi okuduğumda gördüm ki bugüne kadar yazdığım doksan dokuz yazı da gerçekten o gün yazdığım içeriğe uygun olmuş.
Bundan sonra sizlerle bu köşede buluşacağız. Bunun, akşam serinliğinde sahilde bir arkadaşınız ile çaylarınızı yudumlarken yaptığınız sohbet tadında olmasını diliyorum…
İzmir’de özellikle yaz günlerinde akşam serinliğinin çıkması özlemle beklenir. Umarım siz de yazılarımı aynı şekilde beklersiniz…
Gün boyu sıcaktan kapının önüne bile çıkmaya çekinen İzmirliler, güneş biraz çekilip, hafif bir serinlik çıkmaya görsün, hemen balkonlarını, kapı önlerini yıkar, masalarını çıkarır, küçük bir kahvaltı sofrası eşliğinde çaylarını içerler. Bu yüzden yazın akşam yemekleri de biraz geç yenir İzmir’de. Kimileri de kendini sokağa atar, sahilde bir kafe ya da bankta geçirir bu güzel saatleri.
Ben, sizlerle bazen parmaklıklarından sardunyalar sarkan bir balkonda çay içerken, bazen Hisarönü’nde fincanda pişmiş kahveyi, Meserret’te tarçın kokulu salebi yudumlarken, Basmane’nin daracık sokaklarındaki bir kapı önünde çiğdem çitlerken, bazen de Yamanların tepesinden Kordon’u, Kadifekale’den Karşıyaka’yı seyrederken buluşacağım. Zaman zaman şehir dışına da çıkacağız. Oralardaki yaşamlara da dokunacağız. Hatta, “Hadi bugün de Atina’daki akropolün tepesinden bakalım hayata” diyeceğiz.
İzmir’in arka sokaklarında yaşanan bir sevda öyküsü anlatacağım sizlere. Unutulmaya yüz tutmuş insan ilişkilerini, bayram buluşmalarını, adetlerimizi, yemeklerimizi, kaybolan kokuları hatırlatacağım zaman zaman. “11 numarada buluşalım” sözlerinin ne anlama geldiğini hatırladığınızda yüzünüzde hafif bir tebessüm yaratabilirsem çok mutlu olacağım.
Ebru teknemdeki su ile renkler dans ederken yaşanan cümbüşün keyfinden bahsedeceğim. Zaman zaman da fotoğraflarımı paylaşacağım. Mavi boya ile suda yarattığım dalgalara bakarken belki de Kordon’da hissedeceksiniz kendinizi.
En kısa zamanda sizlerle birlikte olmak için sabırsızlanmaya başladım bile…
Uzun zamandır keyif ve beğeni ile izlediğim Kent-Yaşam ailesinde yazma olanağı sağlayan Hüseyin Erciyas’a teşekkürlerimi iletirken sizlere de sevgi ve saygılarımı sunarım…
Bu yazının arkasından “İzmir’in Kaybolan Kokusu” yazım geldi. Bu yazım sayesinde İzmir’in sarmaşığı “Selluka” İzmir platformlarında yeniden konuşulmaya başlandı. Hatta değerli gazeteci Deniz Sipahi köşesinde bu yazıma yer verdi.
O zaman yazılarımızın altına okuyucular düşüncelerini yazardı ve bu yorumlar bize e-posta olarak gönderilirdi. Ben bu yorumları saklamışım ve bugün e-posta kutumdan 2010 yılına giderek yorumları tekrar okudum. Hepsi çok değerli yorumlardan birkaç tanesini sizinle paylaşmak isterim.
***
“Bazen insan neler kaçırdığını hiç bilmiyor. Dün sizden gelen iletiyi hiç açmadan silmiştim. Bugün Aydınlı bir dostun iletisi üzerine bir açıp okuyayım dedim. İyi ki de okumuşum. O yalı bahçelerinde ben de koşuşturdum, kahkahalar attım, ağladım, kısacası mutlu oldum. Elinize yüreğinize sağlık…
İzmir’e yolum düştüğünde mutlaka bir Selluka bulmaya çalışacağım. Dilerim o zamana kadar koku alma duygum yeniden gelir de o güzelim kokuyu içime çekerken yine o bahçelerde koşuştururum… Sevgi ve doğa ile yaşa…”
***
“Ben İzmirli bir teyzenizim. Evimi müteahhite verip Çeşmealtı’na taşındım ve oraya bir selluka diktim ama zeytin ağacının dibine ekmişim, ağaca sardı, çiçeğini benim uzanamayacağım yükseklerde açtı bende sadece fotoğraflarını çekebildim. Çeşmealtı’nda daha başka bahçelerde de rastladım. Hasret olduğum İzmir’in sembol çiçeğini elbirliği ile çoğaltalım dilerim. İyi çalışmalar…”
***
“Semra’cığım, çok güzel… Yazın “tatlı”. Okuyunca damakta güzel bir tat bırakan türden. Yürekten kutlarım. Sellukanın ne olduğunu ben de yıllar önce o kasaba sorarak öğrenmiştim. Fotoğraflar için ayrıca teşekkürler. Ne muhteşem bir çiçek değil mi? Daha çok dikmeli. Benim de aklımda şimdi, uygun fırsatta soracağım. Sevgilerimle…”
***
Bu tür yorumlar beni çok motive etti. Köşeme bir de ad verildi. “Akşam Serinliği”…
Yazılarım arkası arkasına gelmeye başladı. Tam zamanlı çalıştığım yıllar olduğu için çok da sık yazamıyordum ama aralıklarla da olsa Kent-Yaşam’ın köşe yazarı olmaya devam ettim.
Elbette o zaman bir kitap çıkarmak benim için çok uzak bir hayaldi. Kent-Yaşam benim için bir nevi de okuldu. Hem yazdıklarımı birilerinin okumasına imkân sağlıyor hem de okuyanların yazılarım hakkındaki yorumlarını almama olanak tanıyordu.
İşte… Böylece yıllar geçti. 2018’de ilk kitabım yayınlandığında kitabımı haber yaparak ilk duyuran yine Kent-Yaşam’dı. Bu yıl altıncı kitabım “Ege’nin İkizleri Selanik ve İzmir”in de ilk tanıtımını Ege Telgraf Gazetesi’yle eş zamanlı olarak yapan Saadet ve Hüseyin Erciyas oldu.
Sevgili Hüseyin’in mesajından sonra hemen arka arkaya iki yazı gönderdim. Yüzüncü yazı için de konu düşünmeye başladım. Güzel bir şey olsun istiyordum ama bir arkadaşım, “Yüzüncü yazıya kadar olan süreci anlatsana” deyince çok mantıklı geldi.
Evet… Bu yazı, Kent-Yaşam için kaleme aldığım yüzüncü yazı. Böylece birlikte bir kez daha “Dalya” demiş oluyoruz.
Aradan geçen on altı yılda gün geldi nostaljik, gün geldi yolculuk hikâyeleri yazdım. Gün geldi hayatın içinden anlatılar yaptım. Umarım iki yüzüncü yazımı da yazdığımda o sürece kadar olan zamanı da bu şekilde özetleyebilirim.
Zira bunu yürekten istiyorum. Kent-Yaşam’ın dönemin tüm zorluklarına rağmen ayakta kalabilmesi çok büyük bir emeğin ve fedakarlığın sonucudur. Doğru, dürüst ve etik gazeteciliğin çok güzel bir örneğidir…
Sevgili Saadet ve Hüseyin, ben Kent-Yaşam için her zaman sizinle beraber olmaya devam edeceğim…
Daha nice “Dalya”lara…
