Biz de bu son fırsatı değerlendirmek için meslektaşlarım Engin Yavuz ve İsmet Orhon ile birlikte güney bölgemizi tercih ettik. Bin 700 metre rakımlı Kavaklıdere Yaylası’na ulaşmak için rota belirledik. Doğrudan otoyol üzerinden Yatağan’a ulaşmak mümkün ama bu kısa ve çok tatsız bir gezi olur. Atça, Yenice, Karacasu,Tavas, Kale, Muğla,Yatağan, Kavaklıdere oradan Gökçukur Yaylası… Belirlediğimiz güzergah ile hem sonbaharın tadını doyasıya çıkardık hem de uzun süredir görmediğimiz bölgelerden tekrar geçerek anıları tazeledik.
Yol üzerinde kısa bir kahvaltı molasının ardından Atça’ya ulaştık. Atçalı Kel Mehmet heykelinin önünde bir anı fotoğrafı çektirdikten sonra kent içinde kısa bir gezinti yaptık. Düzenli caddeleri, merkeze uzanan yolları ile bir Avrupa kenti gibi Atça, temiz kaldırımları Turunç ağaçları ile donatılmış yeşil sokakları… Yenice ve oradan kırmızı toprakları ile ünlü Karacasu, dükkanların önünde sıra sıra testiler ama pek bakan yok gibi. Ayrıca, Karacasu’ya da yüksek okul gelince sokakların insan profili değişmiş. Gençler sokaklara bir renk katmış, hemen dikkatleri çekiyorlar.
Uzun süredir o bölgelerden geçmemiştim. Çok üzüldüğüm bir nokta var. Artık kentler kimliklerini yitirmiş. Atça’ya bir şeyler söylemek için henüz erken. Ama diğer ilçelerin kimlikleri değişmiş. Uzun yıllar önce bir köye, beldeye veya ilçeye yaklaşmaya başladığımız zaman daha sınırlarına girmeden o bölgeyi tanıyabiliyorduk. Yeşiliyle, binalarıyla ya da yollarıyla künyesini okuyabiliyorduk. Şimdi öyle bir durum olmuş ki, her yer apartman, dağ, taş, orman apartmanlar ile dolmuş. Hem de estetikten yoksun sıradan bildik görüntüler. Yani, Yatağan, Karacasu, Tavas veya Kale hiç fark etmiyor. Güzelim kırmızı kiremitli, tek katlı binalar yıkılmış yerlerine beşer, sekizer katlı binalar yapılmış konut adına, o zaman da ne kimlik kalmış ne künye…
Muğla, yeşiliyle eski dokusuyla korunabilmiş ender kentlerimizden bu bölgeye de uzun yıllardır gitmemiştim. Değişen pek bir şey yok. Sadece düzenli yollar yapılmış kent daha da bir yeşile bürünmüş. Ama Üniversite yerleşkesi çok geniş bir alana yayılmış.
Muğla’da kısa bir alışverişin ardından Yatağan’ı teğet geçerek 26 kilometrelik bir yolculuktan sonra Kavaklıdere’ye ulaştık. Kavaklıdere etrafı ormanlar ile kaplı, sessiz ve şirin bir ilçe, Çayboyu, Çamlıbel ve Menteşe beldeleriyle sekiz köyü bulunan Kavaklıdere bakırcılık ve kalaycılık üzerine gelişmiş. Kavaklıdere yeşil olmasına yeşil ama 11-12 adet mermer fabrikası ve bir o kadar da çalışan mermer ocağı ile yeşil tepeleri yer yer kelleşmeye başlamış; ama yine de güzel… Kavaklıdere’de bakırcılar çarşısına ve sokaklarında tek tük kalmış eski evlerine göz attıktan sonra esas hedefimiz olan Gökçukur Yaylası’na rotamızı çevirdik.
Gökçukur Yaylası gezip gördüğümüz yerler içinde belki de çadır kurmak için sanki özel olarak yaratılmış ender bir mesire alanı. Bizim ilgi gösterdiğimiz ama mevsim nedeniyle başka kimsenin bulunmadığı alanda çadırlarımız kurduk. Akşam güneşini batırmadan çadırlarımıza yerleştik; havanın serinlemeye başlamasıyla birlikte de taşlardan örülmüş ocakların içinde topladığımız kozalaklar ile ateşimizi yaktık. Kısa bir çevreyi tanıma turunun ardından yemek hazırlığına girişirken karanlık çökmeye ve ağaçlar silüet olarak görünmeye başladı. Kısa bir süre sonra da karanlığın içinde kalıverdik. Gecenin ilerleyen saatlerinde sadece bizim yaktığımız ateşin yaydığı ışık çevreyi aydınlatırken,asırlık çam ağaçlarının arasından yüzünü gösteren dolunay ortalığı gündüze çeviriverdi. Günün yorgunluğu ile birlikte yatmaya hazırlanırken Engin Yavuz’un aklına Macaristan-Türkiye maçı geldi. Orman memuru arkadaştan rica ederek maçı izledik. Galibiyetin getirdiği huzur ile çadırlarımıza çekildik.
Yerküpe Yaylası geniş çayırlık alanları, çağlayanı ve mağarası ile yörenin dinlenme ve mesire yerlerinden. Mağara, Menteşe Belediyesi tarafından düzenlenip ziyarete açılmış, Muğla Valiliği de aydınlatma işini üstlenmiş. Ancak yağışların başlamasıyla birlikte mağaradaki suların yükselmesi nedeniyle içine girilmesine izin verilmiyor. Girişte yazan levhadan mağaranın 100 metre uzunluğunda ve 17 metre yüksekliğinde olduğunu, ayrıca içerisinde damlataşları, sarkıtları ve küçük su havuzları bulunduğunu öğreniyoruz. Neyse ki, Yerküpe Mağarası insan eli değmeden birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiş, çevresi düzenlenerek koruma altına alınmış.
Yolculuğumuzu Bozdoğan üzerinden Yenipazar ve Aydın otoyolunu takip ederek sonlandırdık. Bu bölgeye gitmek ve sonbaharın son tatlarına varmak isteyenlere bir önerimiz var. Bu güzellikleri kaçırmak istemeyenler için son birkaç hafta…

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.