SAADET ERCİYAS – Dünya Fuarlar Birliği’nin (UFI) Dünya Fuarlar Birliği Kongresi 1978 yılının Ekim ayında İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenmişti. O yıl 45. kez düzenlenen kongre, İzmir fuarcılık tarihi açısından çok önemli bir dönemeçti. Kongreye dönemin İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak katılmıştı.
Kongrede 1981 yılının Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olduğunu dile getiren Alyanak, o yıl tüm uluslararası fuarlarda “Atatürk Yılı”nın kutlanmasını önermişti. Başarılı kulis çalışmalarıyla İhsan Alyanak’ın bu önerisi kabul edilecek, Türkiye’yi onurlandıran bu kabul sonrası 1981 yılındaki İzmir Enternasyonal Fuarı da “Atatürk Fuarı” olarak açılacaktı.
İhsan Alyanak’ın büyük önder Atatürk’ün adını tüm dünyaya bir kez daha duyurduğu toplantının haberlerini Zürih’ten ülkeye ulaştıran Türk gazeteci Erdinç Ispartalı’ydı. Gazeteciliğe Yeni Asır’da adım atan ve kısa sürede Zürih’in en popüler gazetecilerinden biri olan Ispartalı, Alyanak’ı havaalanından başlayarak izlemişti. “Yeni Asır beni sevmez, bu haberi kullanacaklarını sanmam” demişti İhsan Alyanak kendisini karşılayan Erdinç Ispartalı’ya. Ancak 27 Ekim 1978 tarihli gazetede, ikisinin gülümseyen bir fotoğrafı çoktan sayfada yerini almıştı.
Yaşamını çok uzun yıllardır Zürih’te sürdüren meslek duayenimiz Erdinç Ispartalı ile iş insanı Bülent Tercan sayesinde bir kaç ay önce tanıştım. O görüşmemizde anlattığı öyküler öylesine hareketli, öylesine sıra dışıydı ki, İzmir’e bir sonraki gelişinde yeniden buluşmaya karar verdik. Önümüzde Türkiye’yi sarsan imzalı haberlerinin kupürleri, İzmir Palas Oteli’ndeki söyleşimiz Yeni Asır’da yayımlanan ilk haberlerinden biri olan İhsan Alyanak ile ilgili hikayesini dinleyerek başladı. Bir film tadında anlattığı 40 yıla yakın süren gazetecilik macerasını dinlerken zaman nasıl geçti anlamadım. Erdinç Ispartalı ile yaptığı haberleri, çalıştığı kurumları, Zürih’te gazeteci olmanın farkını, zorluklarını konuştuk. Genç gazetecilere “kulağa küpe” misali anlattığı önerilerini kayda geçirdik.
Rodos’tan İzmir’e yolculuk
Erdinç Ispartalı 1944 yılında, Rodos’ta dünyaya gelmiş. İlkokula başladığında beş gün Türkçe, yarım gün Yunanca ders gördüklerini anlatan Ispartalı, 1950’li yıllarda Rodos’ta yaşayan Türk azınlığı etkileyen tatsız olayların yaşandığını anımsıyor. Adadaki Türk nüfusu azaltmak, mülksüzleştirmek için baskıcı politikaların uygulamaya konulduğunu anlatıyor. “Bizlerin haklarıyla ilgili olarak Türkiye’de olaylar olduğunu duyuyorduk. Okuldaki Türkçe eğitimimiz bir süre sonra tersine döndü. Yunanca beş gün, Türkçe yarım güne düştü. Annem adanın tadının kaçtığını söyleyerek, Türkiye’ye dönmeye karar verdi” diyen Ispartalı, sonrasında yaşanan gelişmeleri şöyle anlatıyor:
“Bu arada, Türkiye’ye vize ile gidiyoruz, pasaportumuz Yunan pasaportu. İzin alarak ablam, abim ve ben annemle Türkiye’ye geldik. Biz adada ‘Dumanlar’ olarak bilinirdik. Babam adanın en ünlü restoranlarından birini işletiyordu. Harika Türk yemekleri yapardı. Dükkana adanın en üst düzey mülki erkanı gelmesine rağmen dükkana ne elektrik ne de su veriyorladı. Baskı, yıldırma çoktu. Her şey taşıma yoluyla hallediliyordu. ‘Kandilli Tiris Recebi’ dendiğinde adada babamı bilmeyen yoktu. Nineden mal mülk olduğu için babam orada kalmıştı. 1952 yılından sonra biz her yaz üç ay yanına gider, adada ona yardımcı olurduk. 1970’lerde babam vefat etti, restoran da dağıldı.”
82 yaşında babasını anarken hala gözleri yaşarıyor Ispartalı’nın. Ailesinin maceralı bir deniz yolculuğunun ardından Türkiye’ye geldiklerini, kısa bir süre Köyceğiz’de kaldıklarını anlatıyor. “İzmir’de akrabalarımız vardı Köyceğiz’de yapamadık, İzmir’e, Hatay semtine, akrabalarımızın yanına geldik” diyor.
İzmir’de yaşam
Ailesinin İzmir’de Hatay semtine yerleştiği Erdinç Bey, Halitbey İlkokulu’nun ardından Karataş Ortaokulu’na gitmiş. Kısa bir süre Namık Kemal Lisesi’nde okumuş. Ancak oldukça kalabalık olan okulda mutsuz olunca Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’ne kayıt olmuş. 1964 yılında okulun elektrik bölümünden mezun olmuş. Sonra da İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi’ne kayıt yaptırmış. Rodos’tan geldiği ve yabancı pasaportu olduğu için okula kayıt olabildiğini belirten Ispartalı, eğitimini Almanya’da olan ağabeyinin yanında sürdürmek için yurt dışına çıkmış. Türk pasaportuna sahip olmak için uzun yıllar maceralı bir bekleyiş geçirmiş. Ispartalı ancak 24 yaşına geldiği 1968 yılında Türk pasaportuna kavuşmuş. Almanya’dan sonra da Zürih’te yaşamaya başlamış.
Yeni Asır’la tanışma
“Gazetecilik hiç aklımda yoktu” diyen Erdinç Ispartalı’nın basın dünyasıyla tanışmasına Yeni Asır Gazetesi’nin yöneticilerinden Şevket Özçelik’le olan tanışıklığı yol açmış. “Özçelik, sağlık sorunları nedeniyle geldiği Zürih’te benim küçük evimde kalmıştı bir ara. Benden küçük küçük haberler istedi. Haberler yapıp gönderdim, mesleğe böyle başladım” diyen Ispartalı, “İhsan Alyanak’ın Dünya Fuarlar Birliği Kongresi’ne katılması meslekteki ilk haberimdi” diye ekliyor.
Gazeteciliğe başladığı dönemde Yeni Asır’ın ofset baskıya yeni geçtiğini belirten Erdinç Ispartalı, gazetenin yöneticileri Çetin Gürel ile Aydın Bilgin’le diyalog halindeymiş. Gazeteye boya ve filmlerin tedariğinde yardımcı oluyormuş. Bir de magazin haberleri, UEFA ile ilgili spor haberleri gönderiyormuş. Ispartalı, “Şevket Abi, haberleri toparlamamda yol gösteriyordu. Haberleri kısa notlar halinde, fotoğraflarıyla gönderiyordum, çoğu manşet oluyordu. Yeni Asır’dan bir tanıtma kartı da göndermişlerdi o zaman” diye anlatıyor.
Hürriyet’le buluşma
Gönderdiği haberlerin Yeni Asır’da sık sık manşete çıkması 1979-1980 yıllarında İsviçre’de muhabir arayan Hürriyet Gazetesi yöneticilerinin dikkatini çekmiş. Teklif gelmiş, Frankfurt’ta yapılanan Hürriyet Gazetesi’yle anlaşmış. Bir yandan gazetede çalışırken bölgedeki önemli gazetelerden Tages Anzeiger Gazetesi’nin de dağıtımını yapmış, böylece gelirini de arttırabilmiş.
1981-1982 yıllarının hareketli yıllar olduğunu anımsatan Erdinç Ispartalı, “Banker Kastelli davası için Lozan ve Zürih arasında koşuşturuyorduk. Arka arkaya büyük haberler patlatınca beni hemen kadroya aldılar” diyor. Ispartalı, “Bir süre sonra gazetenin patronu Erol Simavi’nin İsviçre’de yaşadığını söylediler, tanıştık kendisiyle. 15 yıl kadar da birlikte çalıştık. Bu kadar uzun süre yanında çalışan ilk kişinin ben olduğunu öğrendim sonra. Çok özel zamanları paylaştım ama ben çalışan o patrondu ve düzeyimi hiç bozmadım. Gerçek bir gazeteciydi, haberin kokusunu alır, gazeteye giren haberleri en ince ayrıntısına kadar okurdu. Haberlerimizi yakından takip ederdi” sözleriyle paylaşıyor.
Uğur Mumcu unutulmaz
Gazetecilik hayatında unutamadığı Uğur Mumcu’yla bir anılarını gözleri yaşararak anlatıyor Erdinç Ispartalı:
“Uğur Mumcu bir olayı araştırmak için Zürih’e geldi, kendisiyle üç saat konuştuk. Araştırdığı konuda yapabileceğim yardımı yaptım, teşekkür etti. Daha sonra İsviçre’de yaşayan ve kara para trafiğiyle ilgili bir kişiyle ilgili bir belgeye ihtiyacı olduğunu iletti bana. Aradığı belgeyi buldum, elini rahatlatacak bir belgeydi, zaten belgesiz hiçbir haber yapmazdı. Haberimi iletmek üzere İstanbul’a gittim. Tarih 24 Ocak’tı. Ortada anlayamadığım, olağanüstü bir hareketlilik vardı. Havalanında beni karşılayan şoför ‘Uğur Mumcu’yu patlatmışlar’ dedi, yıkıldım orada. Çok değerli bir insandı. Haber anlamında çok verimli işbirliklerimiz olmuştu.”
Kaçakçılık haberleri
Erdinç Ispartalı Zürih’te çalıştığı yıllarda ağırlıkla yaptığı Türkiye’nin başını ağrıtan uyuşturucu kaçakçılığı ve mafya haberleriyle dikkat çekmiş. “Ben Banker Kastelli, Kemal Horzum, Yahya Demirel gibi Türkiye’yi sarsan isimlerin, kişilerin haberlerini yaptım. Yılmaz Güney olayını takip ettim. Güçlü bir haber ağım vardı ve o gün için çok dikkat çeken haberlere imza atıyordum. 12 Eylül’de Türkiye’den kaçanların çoğu İsviçre’ye gelmişti, ben de haberlerini yapıyordum” diyor. 1980’li yıllarda uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadelenin simge ismi, Emniyet Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanı Atilla Aytek’i yakından tanıdığını belirtiyor. Kimi zaman yaptığı haberler nedeniyle ölüm tehdidi aldığını da belirten Ispartalı, bir dönem sonra gazetenin de yönlendirmesiyle zorunlu olarak spor muhabirliği yaptığını anlatıyor.
Magazin olmazsa olmaz
İsviçre’de yaptığı ilgi çeken haberlerden biri de Bülent Ersoy ile olmuş Erdinç Ispartalı’nın. Bülent Ersoy’un Türkiye’de sahneye çıkmasının yasaklandığı 1980’lerde kendisiyle sadece Zürih’te değil, İtalya’da da röportaj yapmış. Erdinç Ispartalı “Meslektaşlarıma çok haber atlatırdım. Açtığım başlıklar Çetin Emeç’in çok ilgisini çekerdi” diyor. Ispartalı “Mesleğimi yaparken en büyük şansım gazetemin hep arkamda olmasıydı. Yaşadığım büyük sorunlarda avukat da tuttular, her türlü olanağı da sağladılar” diye ekliyor.
Teknolojiyi kullanmak
Habere giden, fotoğraf çeken, daha sonra o fotoğrafları telefotoyla gazetesine gönderen Ispartalı, “Bazen filmleri bir işçinin eline verip Türkiye’ye öyle gönderirdim. Bir ara işi hızlandırmak için evime pek kimsede rastlanmayan kişisel teleks koymuştum” diye anlatıyor. “İsviçre’de akredite tek Türk gazeteci bendim” diyen Erdinç Ispartalı, “İsviçre basını beni Edi diye bilir. Bizim gibi gazeteciler için İsviçre’de ‘Yabancı Gazeteciler Cemiyeti’ vardır. Bakanlar, ülke yetkilileri her yıl iki kez toplantı yaparlar orada, bizlerle tanışır, iletişim kurarlar” bilgisini veriyor.
Genç gazetecilere öneriler
Yurt dışında gazetecilik yapabilmek için öncelikle ve kesin olarak ilk şartın “lisan bilmek” olduğunu söylüyor Erdinç Ispartalı. Yunanca, Almanca ve Türkçe konuştuğunu belirterek şöyle sürdürüyor sözlerini:
“Gazeteciler çalıştıkları ülkenin dilini, yapısını çok iyi bilmeliler. İngilizceyi mükemmel konuşmalılar. Genç gazeteciler için söylüyorum, gittikleri ülkede Ermeni olayları ile Kürt olayları karşılarına ilk çıkacak konular. Bu konulara hakim olmalılar. Tarihimizi iyi çalışmalılar. Öte yandan son yıllarda artık gazetecilik şekil değiştirdi. Konvansiyonel basın yerini dijital basına bıraktı. Ben gençlerin gazetecilik yapmak için yurt dışına çıkmalarını önermiyorum. Ama içlerinde varsa bu ateş önce dili çok iyi öğrenip, araştırıp öyle yola çıkmalılar. Çok güzel olaylar da yaşayacaklar, zorluklar da. Gazetecilik meşakkatli bir meslektir.”
Söyleşimiz bittiğinde, “Bu anıları bir kitapta okuyabilecek miyiz?” diye soruyorum Erdinç Ispartalı’ya… Gülümsüyor, “Belki” diyor…









