Lesbos Adası gezi izlenimleri – 1. Bölüm
HEDİYE SELDA YILMAZ – Geçen yaz gerçekleştirdiğim Lesbos Adası seyahati bende derin izler bıraktı. adanın her yerine sinmiş şiirsel ruh, yavaş ve keyifli yaşama felsefesi bana pozitif enerji aktardı. Küçük ama bereketli bir coğrafya olan Lesbos Adası’ndan şairler, yazarlar, müzisyenler, akademisyenler, filozoflar yetişmiş. Kısacası, kısacık bir Lesbos Adası gezisi hem ruhuma iyi geldi, hem de epey söz söyleyebileceğim bir yazı konusu oldu.
Gezi programında, sevdiğim şair, öğretmen, müzisyen Sappho’nun köyü Eresos’un da olması beni ayrıca heyecanlandırdı. O’nun yaklaşık 2600 yıl önce doğup büyüdüğü köyü görüp, yaşadığı hayat ile sıra dışı kişiliğine dair izler arayabilecektim. Elbette adanın tarihi ve kültürel değerlerini görmek, doğasını, sahillerini gezmek, lezzetli yemeklerini tatmak da gezimin amaçlarındandı.
Ayrıca Sabahattin Ali’nin Ayşe Sıtkı İlhan’a yazdığı bir mektupta Lesbos Adası’ndan söz etmesi, Sappho’ya bir şiir yazması adaya olan merakımı iyice artırdı. Ne vardı bu adada beni çeken? Mıknatısların ikisi Sappho ve Sabahattin Ali’ydi. Ancak adayı gezdikçe daha çok sevdim ve Lesbos’un bir adadan daha fazlası olduğunu gördüm, yaşadım.
Benim gezilerim sona erdiğinde aslında bitmiyor. “Gittim, gördüm, tattım ve geri döndüm. Ve o gezinin defterini kapattım “ diyemiyorum. Asıl eve döndüğümde geziden bana kalan anları, anılar, bilgileri, fotoğrafları, şiirleri, şairleri, sanat eserlerini, bende iz bırakan kişi, olgu ve olaylarla harmanlayarak, o seyahati beynimin içinde defalarca yaşıyorum. İyice özümseyip, içime sindiriyorum. Tadı dimağımda ve damağında kalan gezilerimi belki de böyle uzatmak istiyorum. Umarım bu tadı size bu yazı aracılığıyla aktarabilirim.
Önce Ada ile ilgili edindiğim genel bilgileri ve izlenimlerimi anlatmak istiyorum. Daha sonra sözümü Sappho ve Sabahattin Ali’ye getireceğim.
Lesbos Adası ile ilgili genel bilgiler
Ada’da bol miktarda bulunan gri çanak çömlek ve Anadolu’nun büyük ana tanrıçası Kibele’ye tapınma, Neolitik dönemden bu yana nüfusun kültürel devamlılığını belgelemektedir. Homeros’un İlyada adlı eserine göre Lesbos, Anadolu’da bulunan Priamos Krallığı’nın bir parçasıydı. Pers Kralı Büyük Kiros , Kroisos’u yendiğinde (MÖ 546), Anadolu’daki İyon şehirleri ve bitişik adalar Pers tebaası haline geldi. Persler, Salamis Savaşı’ nda (MÖ 480) Yunanlılar tarafından yenilene kadar Ada Pers egemenliğinde kaldı. Ada, Orta Çağ’da Bizans ve ardından Ceneviz yönetimi altındaydı. Lesbos, 1462’de Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedildi. Adanın adı başkent Mytilini’den Türkçeleştirilerek “Midilli” olarak anılır oldu.
Osmanlılar adayı 1912’deki Birinci Balkan Savaşı’na kadar yönetti ve bu savaştan sonra Yunanistan Krallığı’nın bir parçası oldu. 1922 ‘de gerçekleşen mübadele ile adada yaşayan Müslüman Türk nüfus Türkiye’ye göç etti.
Ada’nın ayrıntılı tarihini incelediğimizde, Lesbos’un her zaman jeopolitik konumu ve verimli coğrafyası ile çekim merkezi olduğunu görebiliriz.
Lesbos’un altın çağı
Osmanlı dönemi, adanın altın çağıydı. Lesbos ticaretle zenginleşti ve Ege Denizi’ndeki en işlek Osmanlı limanı olarak varlığını sürdürdü. İstanbul, İzmir ve Atina şehirlerinin oluşturduğu “Altın Üçgen”in orta noktasıydı. Batı Avrupalı temsilciler, 1700’den beri Midilli şehrinde, İzmir’deki konsoloslukların yardımcı konsolosları olarak görev yapıyorlardı. Ada zeytin ve zeytinyağı, buğday, üzüm, kuru üzüm ve şarap, incir, balık, süt ürünleri, meşe palamudu, sabun, deri ve post, zift ve hayvan ihraç ediyordu.
Ada nüfusu Osmanlı döneminde beş kat arttı. Şehirde bir dizi yeni cami, hamam, medrese, kale ve imaret inşa edildi. Midilli şehir merkezi gezimizde Osmanlı döneminden kalan yapıları ve çarşıyı da gördük. Osmanlı döneminin o gösterişli ve zengin yaşamından geriye pek bir şey kalmamış. Ada bugün turizm, zeytinyağı, şarap ve uzo ticareti ile geçimini sürdürmektedir.
Lesbos’u niçin gezmeliyiz?
Ada’ya ulaşıp gümrük işlemlerimizi tamamladıktan sonra otobüsümüze yerleşip geziye başladık. Üç gün boyunca adanın belli başlı tarihi, kültürel değerlerini ve doğal güzelliklerini gezip gördük. Beni en çok etkileyen adanın doğal güzelliği ve pitoresk köyleri oldu. Sigri’de 20 milyon yaşında fosilleşmiş ağaçları gördüğümüz Doğal Tarih Müzesi etkileyiciydi. adanın yerli şarap ve uzosuna yakışan mezeleri, zeytinyağlı sebze yemekleri, peynirleri, et yemekleri ve deniz ürünleri lezzetli ve çeşitliydi.
Başkent Midilli, hem Osmanlı hem de geleneksel Yunan yapıları ile çok kültürlülüğün rengini yansıtıyor. Görkemli katedral, mahalle kilisesi ve cami minaresini birkaç yüz metre arayla görmek insana bir zamanlar burada bir arada kardeşçe yaşanıldığını anımsatıyor. Adalılar, neşeli ve kendi yağları ile kavrulan insanlar. Adalılar, hayatın tadını çıkarıyorlar, ömürlerine ömür katıyorlar. Uzun ömürlüler adası olan Lesbos’ta ileri yaşlı, sağlıklı ve mutlu insanlar görmek beni oldukça etkiledi. Gıpta ettim doğrusu. ”Zengin yaşayıp, yoksul ölmek” adını verdikleri yaşam felsefesini benimsemişler.
Sırasıyla Midilli şehir merkezi ve çarşısı, Ayasos Köyü, Sigri Fosil Ormanı ve Doğal Tarih Müzesi, Erosos Köyü ve sahili, Molivos Köyü, Petra Köyü ve sahilini gezdik. Gezi programımızdaki yerlere giderken uçsuz bucaksız ve bakımlı zeytin bahçeleri, çam ormanları, karma ormanlar, tuzla ve kuş cenneti, verimli ovalar ve doruğu karlı dağlar gördük. Elbette göremediğimiz daha nice güzellikler vardır. adada bir kaç güne sığmayacak kadar fazla gezilmeye değer köyler, doğal güzellikler, sahiller, dağ yolları bulunuyor. Onları da bir başka sefere sakladım. Dilerim Lesbos’a bir daha gidebilirim.
Unvanların adası Lesbos
Rehberimiz Ada ile ilgili genel bilgileri verirken Lesbos’un üç unvanından söz etti. “Zümrüt Ada”, “Altın Ada” ve “Kızıl Ada”. Ben bunlara “Dişil Ada”, “Sulak Ada” ve “Şairler Adası” unvanlarını da eklemek istiyorum. Şimdi kısaca bu unvanları biraz açıklamak istiyorum. Böylece adayı daha fazla tanıtabilirim.
Zümrüt Ada: Adanın diğer yarı kurak Ege adalarının aksine yoğun ormanlık oluşu nedeniyle, adaya zümrüt yakıştırması yapılmıştır. Avrupalı seyyahlar adanın yeşil örtüsünü şu şekilde anlatır*
“Şimdiye kadar Doğu’da gördüğüm yerler içinde Midilli kıyıları kadar göze hoş gelen bir yer olmadığını söyleyebilirim. Çam ve meşe ağaçları dorukları taçlandırmakta. Denize kadar dağ yamaçları zeytin ormanlarıyla örtülü, bir karış kara toprak gözükmüyor. Her taraf yemyeşil çimlik çimenlik, bağlar ve portakal bahçeleriyle kaplı. Ağaçların arasından seçilen aşı boyalı evler çok bakımlı, köyler çok güzel. Ve bu yeşillik yakıcı yaz mevsimi süresince kalıyor. ”
Gemimiz adaya yaklaşırken sahillere kadar inen zeytinlikleri, narenciye bahçeleri, üzüm bağları, şirin evleri ile seyyahların 1830’lu yıllarda anlattığı görünümün benzerini izlemek çok etkileyiciydi. Ada halkı coğrafyasını, doğasını, sahillerini özenle ve duyarlılıkla koruyor.
Altın Ada: Lesbos Adası’nda tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde geleneksel yöntemler ve organik üretim sürdürülüyor. Topraklarına kimyasal ilaç, gübre ve hibrit tohum girmeyen adada her şey doğal ve lezzetli. adada üretilen altın sarısı zeytinyağı çok besleyici, aranılan ve iyi kazanç getiren geçim kaynağı haline gelmiş. 12 milyondan fazla zeytin ağacı bulunan ada altın olmaz da ne olur? Ağaçların hepsine bebekler gibi bakıyorlar, koruyorlar.
Osmanlı döneminde Saray’ın zeytinyağı ihtiyacı buradan karşılanıyormuş. Elektriğin olmadığı o dönemlerde aydınlatma için kandillerde Lesbos zeytinyağı kullanılmış. Ada halkı Osmanlıların zeytinyağını yemeklerinde kullanmamalarına şaşarmış. Zamanla zeytinyağı Osmanlı mutfağına da girmiş.
Kızıl Ada: Midilli merkezinde yürüyerek gerçekleştirdiğimiz gezi sırasında rehberimiz şehrin ana meydanı olan Sappho Meydanı’nda deniz manzaralı geleneksel bir yapıyı gösterdi. Yunanistan Komünist Partisi Lesbos Şubesi’ne ait bina kırmızı bayraklarla süslenmişti. Ada, Yunanistan’da en çok Komünist Parti üyesine sahip olduğu için bu unvanı almış. En ufak bir haksızlığa dayanamayan parti üyeleri zaman zaman eylemler ve protestolar gerçekleştiriyorlarmış.
Dişil Ada: Ada’ya bu unvanı ben veriyorum. Bir gezgin olarak buna hakkım olduğunu düşünüyorum. Adaya ayak basar basmaz adada kadın nüfusunun fazlalığı dikkatimi çekti. Özgüveni yüksek her yaştan kadınlar hayatın içindeydiler. Yaşı hayli ileri kadınlar bile dükkânlarda, lokantalarda, kafeteryalarda çalışıyorlardı. Köy meydanlarında, ürettikleri el işlerini ve yöresel gıdaları satıyorlardı. adaya dişil ruh egemen olmuş.
Adanın üretkenliği simgeleyen yeşilliği, bakımlı zeytin ağaçları, bağları, bahçeleri, tertemiz sokakları, çiçeklerle bezenmiş dantel perdeli evleri bana “kadın eli değmiş gibi” deyimini anımsattı. Sappho’nun yarattığı devrimci dişil ruhu Adalı kadınlar içselleştirmiş olabilirler miydi acaba? Belki çok eskilere dayanan Kibele kültü adanın yaşam dinamiklerinde yaşıyordu, kim bilir?
Sulak Ada: Adada içme ve kullanma suyu sorunu bulunmuyor. Yeraltı kaynak sularının bol ve oldukça lezzetli olduğu söyleniyor. Ayrıca yeraltı sıcak sularının bolluğu nedeniyle kaplıca turizmi de gelişmiş. adada atık su arıtma tesisleri bulunduğundan bütün sahilleri tertemiz. Gönül rahatlığı ile yüzülebiliyor. Denizden çıkan ürünleri içinize sinerek yiyebiliyorsunuz.
Lesbos Adası ile ilgili gezi izlenimlerimin birinci bölümünü burada noktalıyorum. Söze Sappho ile başladım, Şairin günümüze ulaşabilmiş eksiksiz tek şiiri ile yazımı bitiriyorum.
Halikarnasoslu Dionnysos, Edebi Komposizyon Üzerine
Tahtı görkemli, ölümsüz Aphrodite
Oyunbaz kızı Zeus’un, hanımım,
Ezme yüreğimi yalvarırım
Acı verip kaygılarla
Gel yine eskisi gibi
Duyunca sesimi uzaktan
Koşup arabanı hemen
Altın evinden babanın
Tez uçuşlu güzelim serçeler
Pırpır edip kanatçıklarını,
Getirdi seni tez elden
Göklerden kara toprağa
Ve sen, ölümsüz tanrıça
Gülümseyip ölümsüz yüzünle
Sorardın: ne oldu yine,
Neden çağırdın beni?
***
Kaynaklar:
1. Sappho – Şiirler / Fragmanlar, Çeviren: Alova, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 11. baskı
2. Midilli – Lesvos Turizm Rehberi – Empros Gazetesi özel baskısı
3. Wikipedia
* J.F. Michaud – J.J.F.Poujoulat, İzmir’den İstanbul’a Batı Anadolu, 1830, Say Yayınları, 2015
