Ben bir zeytin ağacıyım. Atalarım binlerce yıl insanları beslemiş, çevreye oksijen vermiş. İlk doğduğumda ben de bir zeytin tohumuydum. Ahmet Dayının beni dikmesiyle benim de öyküm başladı. Şimdi 400 yaşındayım ama hala o günü çok iyi anımsıyorum. Ahmet Dayı, oğlunun doğum hatırası olarak fidanlıktan beni aldı ve zeytinliğinin en güzel yerine özenle dikti beni. Bu güzel ağaç gibi oğlum da uzun ve sağlıklı yaşasın, çevresine yararlı bir insan olsun diye dua etti ilk suyumu verirken. Bana çok iyi baktı. Onun için diğer zeytin ağaçlarından daha farklı olduğumu anlıyordum. Kısa sürede geliştim. İlkbaharın son günlerinde dallarımda sarı sarı çiçekler açtı. İlk meyvelerimi yazın sonunda vermiştim bile. Öyle çok değildi ama elleriyle tek tek topladı her birini Ahmet Dayı.
Bir sonraki yıl daha çok meyvem oldu. Dallarım hızla büyüyor, yeşil yapraklarım rüzgar estikçe farklı tonlarda görünüyordu. Çevremdeki diğer zeytin ağaçlarına kısa sürede yetiştim. Artık meyvelerim tek tek elle toplanamayacak kadar çoktu. Ahmet Dayı diğer zeytin ağaçlarının meyveleriyle birlikte benimkileri de toplamak için yere bir örtü serdi. Sonra sopalarla dallarıma vurmaya başladı. O sırada canım çok acıyordu. Bu işin hemen bitmesini istiyordum. Önceki yıllarda arkadaşlarımdan öğrenmiştim: Dallarımıza vurulduğu için sonraki sene fazla meyve veremeyecektim, insanlar buna yok yılı diyorlarmış. Ama olsun, daha çok çabalar, sonraki yıl daha çok zeytin verirdim ben de.
Bir süre sonra üstümde hiç meyve kalmadı. Ahmet Dayı o zeytinleri sepete koydu ve bir kısmını zeytin olarak yemek için ayırdı. Kalanları da zeytinyağı yapmak için kullanacaklardı. Acaba zeytinlerim nasıldı? Tatlı mıydı, ekşi miydi? Yoksa acı mıydı?
Ben büyürken Murat da hızla büyüyordu. Annesi benim zeytinlerimden yapılan zeytinyağıyla oğlunu besliyordu. Bir gün komşusuyla konuşurken duydum, anne sütüyle zeytinyağının besin değeri birbirine çok yakınmış. Yemeklerini de hep zeytinyağıyla yapıyormuş. Çok sevindim.
Murat büyüdükçe artık benim bakımımdan o sorumlu olmuştu. O da beni çok seviyordu. Bir gün mutfaktan Muratın sesini duydum. Annesiyle konuşuyordu:
– Anne ne güzel zeytinler değil mi? Benim ağacım verdi bunları
– Evet oğlum. Zeytinler çok güzel. Umarım bu ağacın zeytinlerini torunların da yer.
– Ne, torunlarım mı? O kadar uzun yaşar mı benim ağacım?
– Tabii yavrum. Zeytin ağaçları 400-500 yıl yaşayabilir. Hatta ülkemizde daha da yaşlı zeytin ağaçları var. Hadi şu zeytinyağını da Fatma Nineye götürüver.
Murat Fatma Ninenin yağını alıp, hızla çıktı. Tam yanıma gelmişken annesi seslendi, yaptığı ekmeği vermeyi unutmuştu. Şişeyi yanıma bırakıp geri döndü Murat. Zeytinyağıyla sohbete başladık hemen:
– Seninle ilgili neler söylediler bilemezsin! Ne kadar güzel! Her sene böyle ürün verirse çok güzel kazanç sağlarız, diyorlar. Sağlığa çok yararlı olduğu ve insanların ömrünü uzattığı için artık herkes zeytinyağı istiyormuş. Bende E vitamini varmış, kolesterolü düşürüyormuş, mide ve bağırsaklara da iyi geliyormuşum. Bunlar hep senin sayende sevgili ağacım. Çok teşekkür ederim beni böyle yetiştirdiğin için.
Bu güzel sözlerden çok mutlu olmuştum. Dallarımın acısı geçmiş, köklerim güçlenmişti.
Yıllar, yıllar geçti. Murat büyüdü, askere gitti, evlendi, çocukları oldu. Ahmet Dayı torunlarıyla benim gölgemde oyunlar oynadı. Ama artık çok yaşlanmıştı. Önce o öldü. Muratın da, babasının dilediği gibi sağlıklı bir yaşamı olmuştu. O da torunlarını gördü, benim dallarıma kurduğu salıncakta salladı onları. 88 yaşına geldiğinde Murat da öldü. Çok üzüldüm. O hafta hiç zeytin veremedim.
Muratı hiç unutmadım. Tek mutluluğum o çocukları ve torunlarının bana çok iyi bakıyor olmalarıydı. Muratın torunlarının torunlarını da gördüm. Ama artık biliyordum: Ben yüzlerce yıl yaşarken onlar birer birer gideceklerdi. Üzüntüm hiç dinmiyordu. Artık sıra bana gelmişti. Kurumaya başlamıştım. Artık hiç zeytin vermiyordum. Beni kestiler ve gitar yapımı için fabrikaya gönderdiler. Şimdi, güzel bir kız beni mora boyattı. Işıkta pırıl pırıl parlayan bir gitardayım ve bu güzel kızın kollarının arasında çok mutluyum. Artık güzel sesimle insanların ruhunu besliyorum. Ben hiç ölmeyeceğim.

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.