Dağlarda sonbahar tadı

“Saksılarda hala tek tük karanfil bulunursa da
Ovada güz nadasları yapıldı çoktan
Tohum saçılıyor.
Ve zeytin devşirilmekte.
Bir yandan kışa girilmekte,
Bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
Bense hasretinle dolu
Ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
Yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursa’da…

Nazım Hikmet RAN”



Yine sonbahar, yine sarılar arasında güz yolculukları zamanı. Bu kez Kütahya’nın Gediz ilçesi yakınlarındaki Murat Dağı’nı keşfedeceğiz.

Alacakaranlıkta, kent henüz derin uykuların yorganı ile örtülüyken biz yola çıkıyoruz. Kahvaltı Turgutlu’da, Kozapazarı’ndaki meşhur çorbacıda. Taze ekmekle, sirkeli, acılı kelle paça…

Sabah kahvemiz Kula’da çarşı içindeki salaş kahvehaneden. Demirci ustasına hatır sorup devam ediyoruz yolumuza.

Gediz yolunda, daha Abide’ye gelmeden yol kenarında olgunlaşmış böğürtlenlerin tadına bakmadan olur mu? Böğürtlen C vitaminin en yoğun bulunduğu meyvelerden biri… Ama Abide’de odun ateşinde pişirilmiş tavuk yiyecek halimiz yok. Kasabada içtiğimiz çorba öylesine doyurucuydu ki.

Alışverişimizi Gediz’de yapıyoruz. Bu kez yalnızca tüketeceğimiz kadarını alıyoruz. Tavuk, sucuk, kahvaltılık, rakı, birkaç şişe bira… Gediz pazarından domates, biber, salatalık…

Pazaryerinden bakınca Murat Dağı’nın zirvesi uzak mı uzak, erişilmesi zor gibi…

Bütün hazırlıklarımız tamam ve artık yola koyulma zamanı…

Murat Dağı, Altıntaş yolu üzerinde ve Gediz’den uzaklığı 27 kilometre… Dilerseniz size biraz tanıtalım.

Ormanlarla kaplı

Bölgenin en yüksek dağı olan Murat Dağı 2 bin 312 metre yükseklikte ve 10 bin 982 hektarlık orman alanına sahip. Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından 2003 yılı Mayıs ayında önemli bir bitki ve kuş alanı olduğu açıklandı. 1987 yılında da Bakanlar Kurulu kararı ile Termal Turizm Merkezi ilan edildi. Şifalı sıcak suları ve soğuk su kaynakları açısından nadir yerler arasında olan Murat Dağı, sarıçam ve karaçam ormanlarıyla kaplı… Ayrıca dağ üzerindeki yaylalarda kavak, çınar, kiraz ve ceviz ağaçları var. Yöresel bitkileriyle de tanınan Murat Dağı’nda en yaygın çiçek türleri çuha çiçekleri, orkideler ve ters laleler… .

Gediz nehri ile Porsuk Çayı buradan Kesiksöğüt’ten doğuyor. Ulu çınarların arasından kaynayan buz gibi berrak suyun Foça açıklarında denize ulaşıncaya kadar ne hale geldiğini görüyor hayret ediyorsunuz.

Sapaktan itibaren bizi dağın zirvesine ulaştıracak orman yolu 7 kilometre uzunluğunda ve eğitimi oldukça fazla. Bir bölümü buzlanmaya karşı tedbir olarak parke taşı döşeli yoldan zorlukla çıkıyoruz ve 1450 metredeki kamp alanına ulaşıyoruz.

Burası 45 derece sıcaklıkta, romatizma, deri, kadın hastalıkları, sinir ve kas yoğunluğu, sinir hastalıkları, eklem ve kireçlenme rahatsızlıklarına iyi geldiği belirlenen 2100 mg. eriyik mineral değerindeki şifalı sıcak suların kaynadığı kaplıca merkezi.

Burada ayrıca 1960 yılında Kızılay tarafından gençlik ve sağlık kampı olarak inşa edilen ve sonradan Türkiye İzcilik Federasyonu’na devredilen kamp tesisleri de yer alıyor.
Yaylada yaz tatili yapmak isteyenler için buradaki taş evler ile barakaların günlük fiyatı 5.50 ile 65 lira arasında değişiyor.

Endemik bitki çok

Çok zengin bitki çeşidine sahip Murat Dağı bu yönü ile de dikkati çekiyor ve özellikle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde şifalı ot meraklılarının akınına uğruyor. Murat Dağı, hem tarih araştırmacıları, hem de doğa bilimcileri ve meraklıları için gerçek bir araştırma alanı. Dağın insanları çeken bir diğer özelliği ise, büyüleyici doğa güzelliğinin yanı sıra, yazın kavurucu sıcaklarındaki serin havası ve içimine doyum olmayan soğuk kaynak suları.

Bölgede bir çift sakallı akbaba, iki çift kara akbaba ve iki çift kaya kartalı yaşadığı belirlendi ve Murat Dağı’nın doğal yaşam açısından önemi biraz daha arttı.

Çam ağaçları arasında 200 kişinin çadır kurabileceği bu alanın bizde hayal kırıklığı yarattığını belirtmeliyim. Eski, derbeder, yapıları köhnemiş ve insanda terkedilmiş hissi yaratan çöp içindeki bu yaylanın niye değerlendirilemediğine şaşırdık.

İçimize sinmedi burası. Çöplerle çevrelenmiş bu alanın ortasında çadır kurmanın üçümüze de keyif vermeyeceğini biliyoruz. Ama hiç olmazsa öğle yemeği yiyebiliriz. Ateşi ben yakıyorum, Aykut sahanda sucuk yapıyor, kara fırın ekmeği eşliğinde, birer de bira yuvarlayarak afiyetle yiyoruz. Biraları çeşmede soğuttuk. Murat Çayı’nı besleyen pınarlardan biri de kamp alanında. Su öylesine soğuk ki elinizi yakıyor…

Yeni rotamız Hisarcık Tetik Yaylası, sonbaharı içimize çeke çeke, sarılar, kahverengiler, kırmızılar arasından geriye Gediz’e dönüyoruz. Güneş giderek alçalıyor ve çadır kurmak için zamanımız giderek azalıyor. Ama yol kenarlarında kendiliğinden yetişmiş mor salkımlı yaban üzümlerinden yememek olur mu? Öylesine lezzetli ki bu küçük taneli üzümler insanın ağzında şarap tadı bırakıyor.

Üç yayla var

Hisarcık ve Emet çevresinde doğal güzellikleri ile ilgi çeken üç yayla var. Bunlardan biri Hisarlık Tepe. Emet’e 1 kilometre uzaklıktaki Hisarlık Tepe, yakınlarındaki sıcak su kaynaklarına gelenlerin, dinlenme yeri olarak sık uğradıkları bir yer. Gencel ise ilçeye 10 kilometre uzaklıkta, buz gibi içme suları, asırlık söğüt ve kavak ağaçlarıyla insanı dinlendiren tertemiz havasıyla günübirlikçilerin uğrak yerlerinden biri…

1250 metre yükseltide bulunan Tetik Yaylası ise çam ormanlarıyla çevrili, manzarası doyumsuz, yemyeşil bir alan. Yayla, doğal güzelliği, soğuk ve çam kokulu suları ile henüz keşfedilmemiş doğa köşelerinden biri… Yayla 7500 hektar genişliğinde netelikle çam ve sedir ormanlarına sahip…

Tetik Yaylası’na Hisarcık üzerinden Hasanlar beldesini geride bırakarak 15 kilometrelik orman yolu ile ulaşılıyor. Bu güzellikleri içimize sindire sindire ilerliyoruz. Sessizlik, temiz hava, kuş cıvıltıları, ara sıra ormancılar… . Yaylada malzemelerimizi indirirken alacakaranlık oluyor… Ruhumuzda sonbahar yorgunluğu otların üzerine seriliyoruz. Sedef renkli dolunay sedir ağaçlarının silüetleri arasından beliriyor. Duygu yüklü sonbahar şiirleri anımsıyoruz:

“… .
Anlaşılmaz çocukluğun ortaokullarından ders zilleri
Kilitli defterlerde kurutulmuş menekşeler
Tehlikeli yolculukların kanat çırpan mendilleri
Sazdan saza azalan hicranlı köçekçeler

Dünkü delikanlıları yaşlılığa taşıyor

Eylül şehirleri yağmurlu gürültülerle alır yerlerini
Deniz kahvelerinde son kadehlerde bulutlar birikir
Ilık bir aydınlıkla yıkayıp yorgun ellerini
Görgülü ihtiyarlar bir bir ortalıktan çekilir

Yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor… .

Atilla İLHAN”

Related Images:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın