Reşadiye Köşkü ve lojmanlar

SEMRA YEŞİL – İnsanın hayatı, hiç hatırlamadığı bir yerde başlar. Yıllar sonra kendi hikâyesini merak edince o sokak, o ev, o günler gözünde canlanır. Benim hikâyem de Güzelyalı’nın eski sokaklarından birinde, Poligon Deresi’nin kıyısında başlamış.

Ben dünyaya geldiğimde ailem, bugün Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin bulunduğu yerdeki Troleybüs Deposu’nun hemen yanındaki sokakta oturuyormuş. O günleri elbette hatırlamıyorum ama, kim bilir, belki de çocukluğumun ilk ninnilerine derenin şırıltısı karışıyor, sokaktan geçenlerin sesleri ve kapı önlerinde sohbet eden komşuların neşeli kahkahaları hayatımın ilk anılarına eşlik ediyordu.

İki yaşıma geldiğimde Fahrettin Altay yönüne doğru ilerideki Hava Eğitim Komutanlığı’nın lojmanlarına taşınmışız. Altı yaşıma kadar da burada yaşadık. İnsan, hayatının ilk yıllarını iyi hatırlayamasa da o yılların geçtiği evler, yerler ve insanlar aile büyüklerinin anlattıklarıyla birleşince belleğine yerleşiyor. Kendime dair hatırladığım ilk hatıralar, işte bu lojmanlarda yaşadıklarım…

Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce hatırlayabildiklerimi şöyle bir kafamda sıralamaya karar verince aklıma gelen ilk şey deniz kenarındaki subay lokali oldu. Çünkü lojmanlardan taşındıktan sonra da o mekânda birikmiş pek çok anı olduğunu fark ettim.

Giriş kapısındaki sağlı sollu iki aslan heykelinin sırtlarına bindiğimiz günlerden başladı ilk hatırladıklarım… O yaşlarda lokalin tarihi bir yapı olduğunun farkında bile değildik elbette… Geçenlerde bu konuda bir yazı karşıma çıkınca, biraz da ben araştırdım ve lokalin tarihiyle ilgili bazı bilgilere ulaştım. Şimdi sizlerle bunu paylaşmak istiyorum…

Meğer bizim hava subay lokali tarihte Reşadiye Köşkü olarak bilinirmiş. 1890 yılında “av köşkü” olarak yaptırılan köşk, o yıllarda henüz yapılaşma olmamış, tarla ve bahçelerin çokça olduğu bir bölgeymiş. Köşkün çevresinde avlanılıp avlanılmadığı konusunda herhangi bir bilgiye ulaşamadım. Ama zaten o zamanlar av köşkleri, yalnızca av sonrası dinlenmek için değil, doğayla baş başa kalmak ve dostları misafir etmek, birlikte güzel zaman vakit geçirmek için de yapılırmış. Bu nedenle belki şehrin merkezinden uzak olduğu için bu şekilde isimlendirilmiştir diye düşünüyorum.

Şehir, körfezin çevresine doğru genişlemeye başlayınca bahçeleri, tarlaları ile sayfiye yeri olan bölge, yeni yerleşim yerlerinden biri hâline gelmeye başlamış.

Bölgede ilk yerleşen Rumlar buraya “Mikrati” demişler. Sonra ise “Kokaryalı” diye anılmış. Bunun, bölgeye farklı yönlerden denize doğru akan derelerin getirdiği atıklar sebebiyle oluşan bataklık ve atlı tramvay deposunun burada olmasından kaynaklandığı söylenir. Daha sonra kokunun giderilmesi için önlemler alınmış. Cumhuriyet döneminde ise artık bölgeye “Güzelyalı” denmeye başlanmış.

Reşadiye Köşkü’nün hikâyesi ise zaman içinde av köşkü olmanın sınırlarını aşarak bambaşka bir yöne evrilmiş. Birinci Dünya Savaşı yıllarında köşkün kullanım amacı değişmiş. İzmir’in denizden gelebilecek saldırılara karşı korunması için kurulan Birinci Deniz Tayyare Bölüğü’nün karargâhı olarak kullanılmaya başlanmış.

1916 yılında İzmir’e gönderilen bölük, deniz uçaklarıyla Ege Denizi’nde keşif ve gözetleme görevleri üstlenmiş. Düşman gemilerinin hareketlerini izlemek, kıyıların güvenliğini kontrol etmek ve olası saldırılara karşı bilgi toplamak bu görevler arasındaymış. Böylece bir zamanlar doğayla baş başa kalmak ve avlanmak için yapılan Reşadiye Köşkü, savaş yıllarında İzmir’in savunmasında görev alan askerî havacılığın önemli merkezlerinden biri hâline gelmiş.

Reşadiye Köşkü’nün havacılık tarihindeki yeri Cumhuriyet döneminde de devam etmiş. Mustafa Kemal Atatürk, 11 Nisan 1934’te köşkü ziyaret ederek aralarında Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele dönemlerinde görev yapmış gazilerin de bulunduğu subaylarla görüşme yapmış.

Atatürk, 22 Haziran 1934’te ise İran Şahı Rıza Pehlevi’yi köşkün bulunduğu tayyare hangarında ağırlamış. Burada bulunan Supermarine Southampton tipi deniz uçağını Şah’a göstermiş ve birlikte uçağın önünde fotoğraf çektirmişler. Böylece bir zamanlar av köşkü olarak yapılan bu yapı, İzmir’in askerî havacılık tarihinin yanı sıra Cumhuriyet’in diplomasi tarihinden de bir anıya ev sahipliği yapmış.

Köşk, 1950 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na tahsis edilmiş ve “Hava Subay Lokali” olarak kullanılmaya başlanmış. Günümüzde Reşadiye Köşkü, Hava Eğitim Komutanlığı’nın alanı içinde bulunuyor. Bu nedenle ziyaretçilere açık değil. Yine de Güzelyalı’nın geçmişini anlatan yapılardan biri olarak hikâyesini sessizce geleceğe aktarmaya devam ediyor.

Şimdi gelelim benim köşkle ilgili hatırladıklarıma…

Biz lojmanlarda otururken evimizin önündeki park oyun alanımızdı, köşk de hemen parkın yanı başındaydı. Lojmanlarda oturanların sosyal alanı olmasının yanı sıra yılbaşı balolarının, kokteyl ve düğünlerin, nişanların, çay partilerinin de yapıldığı yerdi.

Köşkün denize bakan tarafında bir de bahçesi vardı ve yazın orada akşam yemekleri yenir, hafta sonlarında da müzikli eğlenceler olurdu. Bahçenin yan tarafında başka bir bölüm vardı. Ben o dönemleri hatırlamasam da babamla annem oradan denize girdiklerinden söz ederlerdi. Bu sebeple o zamanlardan kalma kabinler bulunurdu.

Köşk ve bahçesinde tanığı olduğum özel günlerimize gelince…

Kuzenim Ülgenalp’in sünnet düğünü, hatırladığım en eğlenceli günlerden biriydi. Ülgenalp’in yatması için kocaman bir yatak getirilmişti. Biz çocuklar eğlencenin tadını çıkarırken kuzenim yataktan bizi biraz da özenerek izliyordu. Onu daha fazla üzmemek için zaman zaman yanına gidiyor, onunla ilgileniyor ve gelen hediyelerini açmasına yardımcı oluyorduk. Bütün ailemiz oradaydı. Bugün çoğu aramızda olmayan büyüklerimizle birlikte geçirdiğimiz, hafızamda yer eden çok keyifli günlerden biriydi. Yaz mevsimi olduğu için düğün bahçede yapılmıştı.

Ablam Leman’ın ve kuzenim Elvan’ın nişanları kış mevsimine denk geldiğinden köşkün salonunda yapılmıştı. Yeğenim Tunca’nın sünnet düğünü ise yine bahçedeydi. Bu özel günlerin hepsinde orkestra müzikleriyle geceye eşlik eder, biz de dans ederek eğlencenin tadını çıkarırdık.

Köşkün salonu yalnızca aile kutlamalarımıza değil, annemin subay eşleriyle birlikte düzenledikleri çay ve kermes gibi etkinliklere de ev sahipliği yapardı. Ablamlar okula gittikleri için ben annemle bu etkinliklere sık sık katılırdım. Çok eğlenirdim. Birbirinden güzel ikramlıklar hazırlanır, ikram faslı bittikten sonra da parkta oynamak için izin isterdim.

Bir başka güzel anım ise cuma akşamları düzenlenen bingo (*) etkinlikleriydi. Ailecek katıldığımız bu akşamları iple çekerdik. Hangi aralıklarla yapıldığını tam olarak hatırlayamıyorum ama sanırım kış aylarında haftada bir düzenlenirdi.

Lojmanlarda geçirdiğimiz yıllar, çocukluğumun en güzel, en keyifli dönemlerinden biriydi. Karşı caddedeki kendi evimize taşındıktan sonra bile gönlümüzü orada bıraktık. Oyun oynamak için her gün lojmanların yolunu tuttuk. Aradan bunca yıl geçse de o günleri düşündüğümde, çocukluğumun bir köşesinde saklı kalmış birkaç unutulmaz görüntü belirir gözümün önünde…

Oturduğumuz lojman, babamın çalıştığı odanın bulunduğu binanın çıkış kapısını görürdü. Babam her öğlen yemeğinde eve gelirdi. Bu yüzden öğle saatinin geldiğini, babamın binadan çıkıp eve doğru yürümeye başlamasından anlardık. Saat yaklaştığında pencereye çıkar, onu beklerdim. Çıktığını görür görmez de heyecanla anneme, “Babam geliyor!” diye seslenirdim.

Başka bir anım ise Hava Eğitim Komutanlığı’nın hangarlarında düzenlenen pentatlon müsabakalarıyla ilgili…

Bir gün babam mesai bitiminde eve gelmiş, yeniden dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Annem yan komşudaydı. Babama nereye gittiğini sordum. Müsabakaları izlemeye gideceğini söyleyince, “Ben de geleceğim!” diye tutturdum. “Tamam, hadi git annene haber ver” deyince hemen hazırlanıp, anneme de haber vererek babamla birlikte yola çıktım.

Hayatımda gördüğüm en etkileyici spor karşılaşmalarından biriydi. Ayrıntılarını bugün hatırlamasam da o gün izlediğim müsabakaların ne kadar önemli bir organizasyon olduğunu anımsıyorum. Uzun yıllar boyunca pentatlonun ne anlama geldiğini hiç merak etmemiştim. Sonradan öğrendim ki kelime, Yunanca pente (beş) ve athlon (yarışma) sözcüklerinden geliyormuş. Beş farklı spor dalından oluşan bu yarışmada sporcular, tek bir alanda değil, beş ayrı branşta yeteneklerini ortaya koyuyorlarmış.

Bugün geriye dönüp baktığımda Reşadiye Köşkü’nü ve lojmanları yalnızca yaşadığımız yerler olarak hatırlamıyorum. Köşk, ailemizin bir araya geldiği, sevinçlerimizi paylaştığımız, özel günlerimizi kutladığımız bir mekândı. Lojmanlar ise çocukluğumun oyunlarının, arkadaşlıklarının ve birbirine yakın yaşayan insanların sıcaklığının saklı olduğu yerdi.

Belki de bu yüzden ikisinin de hafızamda ayrı bir yeri var. Köşkün salonunda yankılanan müzikler, bahçesindeki kahkahalar, pencereden babamın gelişini beklediğim öğle saatleri ve hangarlarda izlediğim o unutulmaz müsabakalar…

Hepsi yıllar öncesinden bugüne taşıdığım küçük ama çok değerli hatıralar…

İnsan büyüdükçe bazı yerlerin yalnızca bir adres olmadığını daha iyi anlıyor. Bazen bir bahçe, bir salon, bir pencere ya da bir yol, koca bir çocukluğu içinde saklayabiliyor. Benim için Reşadiye Köşkü ve lojmanlar da tam olarak böyle yerler…


Yararlanılan bazı kaynaklar:

https://www.atamdergi.gov.tr/tam-metin/9/”
https://izmirlife.com.tr/izmir-de-ilk-pilotlar/”

(*) Sayılarla oynanan, şansa dayalı bir tür tombala oyunu.

Related Images: