SAADET ERCİYAS – Doğu Anadolu Bölgesi’nin kadim şehirlerinden “Etrafı dağlık, ortası bağlık” diye tanımlanan Erzincan’ı Ekim ayının ilk haftasında ziyaret ettik. Erzincan tarihi boyunca pek çok yıkıcı depremin yaşandığı ama her seferinde yeniden ayağa kalkıp küllerinden doğmayı bilmiş bir Anadolu kenti. Depremlerin ardından geniş bulvarlarla, birbirini dik ve paralel kesen sokaklarla, en fazla dört katlı binalarıyla yeniden inşa edilmiş kent.
Erzincan havayoluyla İzmir’den yaklaşık üç saat yolculukla gidilebilecek bir kent. Ancak İzmir’den doğrudan uçuş bulunmadığı için, kente Ankara ya da İstanbul üzerinden gidebiliyorsunuz. Bu da havaalanlarında bekleme süreleriyle birlikte yaklaşık 7-8 saat demek. Erzincan’a İzmir’den özel aracınızla gitmek isterseniz yaklaşık 14-15 saati, otobüsle gitmek isterseniz 18 saati, trenle gitmek isterseniz aktarmalarla neredeyse bir gün yolculuk yapmayı göze almanız gerekiyor.
Ancak şunu hemen belirtmeliyim ki, uçağınız Erzincan Yıldırım Akbulut Havalimanı’na indiğinde yüzünüze çarpan Munzur Dağı’nın serin ve tertemiz havası tüm yorgunluğunuzu unutturuyor. Bizim de uçaktan indiğimizde ilk gördüğümüz, dağlarına ilk karın düştüğü Keşiş ve Munzur Dağları oldu. Dağlar İzmir’deki gibi konutlarla dolu değil, bomboş. Kent o bomboş dağlar yerine yine ovaya yayılmış.
Sakin bir şehir
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nde Erzincan’ın 2025 yılındaki nüfusu 239 bin 625 olarak kayda geçmiş. 4,5 milyonluk İzmir’den sonra gökdelenlerin bulunmadığı, neredeyse ağaç boyunda tek ya da iki katlı evlerden oluşan tertemiz sokaklar, yemyeşil bir doğayla buluşuyorsunuz. Erzincan’da nereye gitseniz karşınıza güleryüzleriyle oradan oraya koşuşturan gencecik üniversite öğrencileri çıkıyor.
Kent nüfusunun yaklaşık 30 bine yakınının Binali Yıldırım Üniversitesi’ne eğitim için gelen öğrencilerden oluştuğu belirtiliyor. Türkiye’nin her yerinden, Azerbaycan’dan okumaya gelen öğrenciler Erzincan’a farklı bir hava katıyor. Üniversitede tıp, eczacılık, hukuk, eğitim fakültesi, mütercim tercümanlık, mühendislik, mimarlık gibi çok sayıda bölüm var. Kentin bazı otellerinin bir kısmının bizim kaldığımız otel gibi yurt binası olarak da kullanıldığını öğreniyoruz.
Erzincanlı mihmandarlarımız
Eşim, meslektaşım Hüseyin Erciyas’ın doğduğu kente yaptığımız ziyarette mihmandarlarımız Erzincan’da doğup büyümüş iki büyüğümüz İsmail ve Arzuman Yıldırım kardeşler oldu. İsmail Bey (81) ve Arzuman Bey (74) Erzincan’dan 58 yıl önce babasının tayini nedeniyle ayrılan Hüseyin’in doğup büyüdüğü yerleri bize gösterebilecek nadir kişilerdendi. Depremlerin ardından çok göç veren, kentin yer değiştirdiği, eski binaların neredeyse tamamının yok olduğu Erzincan’da Erciyas ailesinin yaşadığı eski Sümerbank İplik Fabrikası çevresindeki Gülalibey Mahallesi’ni görebilmek bile büyük şanstı.
Karayolları’nda uzun yıllar formenlik yapan Arzuman Bey’in yol göstericiliğinde Çağlayan beldesinde doğal yer altı kaynaklarından buz gibi sularla beslenen Girlevik Şelalesi’ne, Türkiye’nin en uzun kayak pistlerinden birine sahip Ergan Dağı Kayak Merkezi’ne, çeşmelerinden doğal maden suyunun aktığı Ekşisu Mesire Alanı’na, Kemah Kalesi’ne, Kömür koyündeki tuz madenine gittik. Yollarda kimi zaman Erzincan’ın içinden geçen Fırat’ın güçlü kollarından Karasu eşlik etti bize.
Yol boyu adeta topraktan fışkıran kuşburnu bitkileri, alıç ağaçları, Frenk üzümü, yine minik kırmızı Gilaburu meyveleri, çoğu kez elma bahçeleriyle çevrili güzel doğa manzaraları unutulmazdı. Erzincan’da şu sıralar bizim Kavacık üzümüne benzeyen ama biraz daha mayhoş ve ince kabuklu olan Cimin üzümü zamanı olduğunu da söylemem gerekiyor. Erzincan’ın muhteşem tulum peyniri ve tandır ekmeğiyle tüketilen Cimin üzümünün Üzümlü ilçesindeki belde ve köylerde yetişen bir tür olduğunu söylüyor diğer mihmandarımız İsmail Bey.
Fırat Nehri’ne verilen şehitler
Kemah’a giderken yolda bir şehitler anıtı gözümüze ilişiyor. Anıttaki yazıttan 22 Nisan 1996 günü 4. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda iç güvenlik harekat görevine giden askeri aracın Acemoğlu Köprüsü’nden Fırat Nehri’ne uçtuğunu ve 14 askerin şehit olduğunu üzülerek okuyoruz. Anıtın oldukça sarp bir kayanın dibinde bulunduğunu, Fırat’ın en deli aktığı noktalardan birinde olduğunu söylüyor Arzuman Yıldırım. “Fırat’la şaka olmaz, çok genci alıp götürdü bu sular, askerlerimizi de kazada yitirdik, hiçbiri de bulunamadı ne yazık ki” diye ekliyor.
***
Mesleki eğitimin faydası
Bize kenti gezdiren kardeşlerin büyüğü İsmail Yıldırım, Erzincan’da 1945 yılında eğitime başlayan ilk Erkek Sanat Enstitüsü’nde 1960-1965 yılları arasında okumuş. Sınavla girdiği okulun torna tesviye bölümünü bitirmiş. İsmail Bey, yurdun dört bir yanında açılan meslek liselerinin gençlerin yaşamını nasıl değiştirdiğinin canlı tanıklarından. 1968 yılında Erzincan Garı’ndan trene binip İstanbul’a, oradan da Almanya’ya çalışmaya giden işçilerden biri.
O yıl kendisiyle giden işçilerin Hamburg’ta bir tersanede işe başlatıldığını söylüyor. İlk iş günü aldığı eğitim sorulduğunda, göğsünü gere gere “Meslek lisesi mezunuyum” deyince hemen freze makinesinin başına oturtmuşlar kendisini. İsmail Bey, “Hayatımda iyi ki dediğim en önemli iş Erzincan’da meslek okuluna gitmemdi. Benimle birlikte Hamburg’daki tersaneye gelen işçileri önce meslek eğitimi almaları için kursa gönderdiler. Onlar bana göre daha ağır işlerde çalıştı. Bense aldığım eğitim nedeniyle daha sıcak bir ortamda frezenin başındaydım” diyor ve tam 58 yıldır Almanya’da yaşadığı bilgisini paylaşıyor.
İsmail Yıldırım ile 61 yıl önce mezun olduğu Erzincan Erkek Sanat Enstitüsü’nü de ziyaret ettik. Bugün Erzincan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak eğitim veren okulun teknik atölyelerinin bir bölümü yeniden yapılmak üzere yıkılmış. Hâlâ ayakta kalan birkaç yapıyı görünce İsmail Bey, “Bu barakalar bizim ders yaptığımız yerlerdi. Marangozluk, demir işleri ve torna tesviye bölümlerinin sınıflarında dönüşümlü eğitim veriliyordu. Sabah derslere giriyor öğleden sonra eğitimlere devam ediyorduk” diyor.
Ziyaret ettiğimiz Okul Müdürü Gökmen Güler, 81 yaşında çakı gibi eski bir mezunlarıyla tanışmaktan duyduğu mutluluğu dile getiriyor.
Gökmen Bey’in yönlendirmesiyle hâlâ faal durumdaki torna tesviye atölyesine gidiyoruz. İsmail Yıldırım, atölyede kendisinin de çalıştığı 1960’lı yıllarda imal edilmiş Rus malı frezeyi görünce dayanamıyor, başına geçiyor hemen. Makine Öğretmeni Venhor Aktaş ve Hasan Şimşek’e heyecanla aldıkları dersleri anlatıyor İsmail Bey. Duygularını, “Artık CNC tezgahlar çıktı, ama okulumda kendi çalıştığım bu harika eski makineleri görmek büyük mutluluk. Bunlarda öğrenilen iş başka” diye paylaşıyor.
***
Kentin turizm potansiyeli
Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Erzincan Hitit, Urartu, Med, Pers, Hellen, Roma uygarlıklarına ev sahipliği yapmış. Fırat’ın en büyük kolu olan Karasu Nehri, tertemiz havası, başta tulum peyniri, meyve kuruları, et yemekleri ve doğal lezzetleriyle bilinen, Munzur ve Keşiş dağlarıyla çevrili olduğu için “Etrafı dağlık, ortası bağlık” diye betimlenen Erzincan, aslında turizm açısından da büyük bir potansiyele sahip.
Erzincan’da kaldığımız Beyrut Oteli’nin yöneticisi Cengiz Tunç, babadan turizmci bir ailenin ferdi. Almanya’da işçi olarak çalışan babasının 1970’li yıllarda Erzincan’a dönerek turizm işine girdiğini ve günümüzde kardeşleriyle bir aile oteli işlettiklerini söyleyen Tunç, Erzincan’a en çok İran, Azerbaycan, Rusya ve Almanya’dan yabancı turist geldiğini belirtiyor.
Cengiz Tunç, kentin doğal güzelliklerinin yanında din turizmi açısından da önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çekiyor. Erzincan’da uzun yıllar önce yaşamış Ermenilerden kalan ve onarılmayı bekleyen pek çok kilise ve anıt olduğunu anlatan Tunç, birkaç yıldır Ermenilerin din turizmi rotasına Erzincan’ı da eklediklerini söylüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Erzincan din turizmi olsun, doğal güzellikleri olsun, yemekleriyle, kadim kültürüyle daha fazla turist çekebilir. Bunun için tanıtıma önem verilmesi, turizm rotaları oluşturulması gerekiyor. Kemaliye’deki Karanlık Kanyon-Taşyol motokros rotası aynı zamanda. Motosiklet tutkunları için Türkiye’nin en önemli rotalarından biri. Yine Ergan Kayak Tesisleri Türkiye’nin ve Avrupa’nın en uzun kesintisiz kayak pistlerinden biri. Şehir merkezine ve havalimanına yakın olması büyük avantaj. Yeni tesisler yapıldı Ergan’da. Kentin turizm potansiyelini artıracağını düşünüyorum.”










