Sait Faik’in izinde Burgazada

HEDİYE SELDA YILMAZ – 2019 yılı Ekim ayının ilk haftasında dört günlük bir İstanbul seyahati gerçekleştirdim. Yarım günümü de Burgazada’ya ayırdım. Amacım hem adayı gezmek, hem de Sait Faik’i anlamak, hissetmekti. 

Adalar vapuruna binmek için Kadıköy iskelesine ulaştığımda sevinçli bir telaş içindeydim. Bir an önce vapura binip yola koyulmak istiyordum. O telaşın nedenini bir ben biliyordum. 12 yaşındayken, Türkçe dersinde tanıdığım ve sevdiğim yazar-şair Sait Faik’e gidiyordum.

Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık
Yağmurlu güvertedeki türküm,
Sana yaklaşmaya vesiledir
Yoksa canım seni unutmak için değil.
….

Mektup adlı şiirinde söz ettiği gibi ben de ona yaklaşmanın heyecanı içindeydim. İstanbul’u, Marmara’yı ve Adalar’ı izlemek üzere balkona çıktım. Artık Sait Faik’in bıraktığı ne İstanbul, ne Marmara Denizi vardı. Martılar da azalmıştı. Yaklaşık bir saate yakın süren vapur yolculuğunun sonunda Burgazada’ya ulaştım. 

İskelede küçük bir meydan ve Sait Faik’in bir heykeli ile karşılaştım. Hoşça buldum bu sürprizi. “Adalılar vefalıymış” dedim içimden, sevindim.

Sait Faik kuru bir ağacın kenarındaki duvara yaslanmıştı. Lodos saçlarını, paltosunu ve düşüncelerini dalgalandırmıştı. Eli çenesinde uzaklara, derin düşüncelere dalmıştı.

Sait Faik heykelini ve insanları izlemek, soluklanıp bir kahve içmek için meydandaki bir kafeteryaya oturdum. Harika bir güz esintisi, deniz kokusu, martı çığlıkları eşliğinde ben de düşüncelere daldım. Kahvemi içerken bir süre önce okuduğum Özlem Esmergül’ün yarı biyografik, yarı kurgu “Yalnız Hatta Yapayalnız-Bir Sait Faik Abasıyanık” adlı romanını anımsadım. Yazar, Sait Faik’in mahkemelerle, sivil polislerle, fahişelerle, büyük aşklarla, derin yalnızlıklarla, meyhane masalarıyla, kıraathanelerle, arka sokaklarla, denizle, martılarla, balıkçılarla, sigara dumanıyla, hayal kırıklıklarıyla ve yazma tutkusuyla dolu hayatını anlatıyordu.

Kitabı bitirdiğimde Sait Faik’in bilmediğim yönlerini öğrenmek beni oldukça şaşırtmıştı. Mutsuz, hırçın, duygusal, geçimsiz bir insandı. Öyküleri ve şiirlerinde insanın ve hayatın iyi ve kötü yanlarını neden böyle güzel aktarabildiğini işte o zaman anladım.

Yaşayarak yazan ve yazdıkça rahatlayan bir insandı. Sait Faik, sevgisizliğin, melankolinin ve yalnızlığın getirdiği içsel acıları satırlara dökerek kendini sağaltmıştı. Öykü ve şiirlerinde sevgiden, aşktan, küçük mutlulukların özleminden ince ince söz etmişti.Sait Faik’in yeri ben de çok özeldir. Her zaman keyifle okurum. Okunmasını gençlere salık veririm.

Sait Faik ile ilk tanışmam ortaokul birinci sınıfta (şimdi orta iki ya da altıncı sınıfa denk gelir) oldu. Türkçe dersinde ”Son Kuşlar” adlı öyküsünü işlemiştik. Öyküden öyle etkilenmiştim ki, bir yıl sonra o öykünün benzerini kompozisyon dersimizde yazmıştım. Kuşlara ve edebiyata olan ilgim o günlerde pekişti sanırım. Hey gidi günler…

Dalıp gittiğim keyifli anılardan kısa sürede uzaklaştım. Şimdiki zamana döndüm. Bu adada insanın ruhuna avarelik hemen işliyordu. Ancak zaman kısıtlı, gezilecek yerler çoktu. İstemeyerek kalktım, yürümeye başladım.

Rüzgâr, romanımdan bir yaprak çeviriyor,
Çamların bekçisi Sadık Ağa,
Köpeği arkasında,
Manastırdan dönüyor.
Madamın pişirdiği nefis kahvenin kokusunu alıyorum
…. 

“Bu dizeleri acaba hangi kahvehanede yazdı?” diye düşünerek Ada’nın yukarısı doğru yürümeye devam ettim. Bu arada gözüme çarpan Cemevi tabelası, Aya Yorgi Manastırı, Aya Yani Kilisesi, camiler Burgazada’nın çok kimlikli yapısını gözler önüne seriyordu. Önünden geçip gittiğim köşkler ve şirin apartmanlar, begonviller, zakkumlar, sarmaşıklar, çamlardan görünmez olmuştu. Tek tük dolaşan gezginler de olmasa ada boş gibiydi. Burgazada’yı çok sevdim. 

Yönlendirme tabelalarını izleyerek Sait Faik Abasıyanık Müzesi’ne ulaştım. Günümüzde Burgazada denilince akla ilk Sait Faik Abasıyanık ve Müze geliyor. Adaya gelen yerli ve yabancı gezginler dışında okul grupları da mutlaka Müze’yi geziyorlar. Müze binası mimari olarak çok etkileyiciydi. Küçük ve yemyeşil bir bahçe içerisinde yapılmış. Binaya çıkan merdivenlerin yanında bulunan, bir kolunu kesilmiş palmiye gövdesine uzatmış, hüzünlü bakışlarıyla etrafı seyreden Sait Faik heykeli dikkatimi çekti. Yarı açık kalmış diğer eline bir demet çiçek yerleştirilmişti. Kim yaptıysa içimden ona teşekkür ettim. Belli ki Sait Faik’i seven biriydi.

Ben yavaş yavaş müzeyi dolaşmaya başladım. Müze mimari yapısı ve manzarası ile insana huzur veren bir havaya sahipti. Sait Faik Abasıyanık’ın kişisel eşyaları, fotoğrafları, mektupları, kartpostalları, kullandığı mobilyaları, kişisel belgeleri, kitapları ziyaretçileriyle buluşturan Müze, 22 Ağustos 1959 tarihinde açılmış. Beni en çok etkileyen İstanbul’u ve denizi gören yazı masası oldu. Üzerinde eserlerinin ilk baskıları, kalemleri, defterleri vardı. Her ne kadar eşyalara dokunamasam da bir zamanlar O’nun bu köşkte yaşamış olduğunu hissetmek sözcüklerle anlatılmayacak bir duyguydu. 

Bu yoğun duygusal müze gezimin tadını uzatmak istedim. Köşkten ayrıldıktan sonra sahilde soluklanmak güzel olacaktı. Ara sokaklardan inip bir kafeteryaya oturdum. Lokanta’nın duvarında yine Sait Faik’in bir fotoğrafı vardı. Adalılar her yerde Sait Faik’e olan vefalarını gösteriyorlardı. Ben de kendimce Yazar’a olan vefamı göstermiş, yaşadığı yerleri ve müze-köşkünü gezmiş, onu yâd etmiş olmanın huzuruyla denizi seyre daldım.

İşte benim Sait Faik’in izinde kısa Burgazada gezimin hikâyesi böyle. Ömrüm vefa eder, bir daha Burgazada’ya yolum düşerse bu sefer kiraz mevsiminde ve dolunay zamanı olsun isterim. Yanıma Yunus’tan, Karacaoğlan’dan, Orhan Veli’den şiirler de alacağım.

***

Şimdi Sevişme Vakti

Çıplak heykeller yapmalıyım.
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden…

Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek.

Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe.
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin

Söylemeliyim
Yok
Yok… meydanlarda bağırmalıyım,
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.

Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım.
Baygınlık getiren şiirler.

Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hakla o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
Nasıl etsem, nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu…

Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan’dan
Orhan Veli’den
Yunus’tan, Yunus’tan…

***

Kaynakça:

1. Esmergül, Özlem Yalnız Hatta Yapayalnız-Bir Sait Faik Abasıyanık Romanı, Destek Yay. 2019
2. Abasıyanık, Sait Faik Bütün Eserleri 13 – Şimdi Sevişme Vakti-Şiirler Bilgi Yay.2000
3. Wikipedia
4. https://saitfaikmuzesi.org

Related Images: