İnsanlık, çağlar boyunca nesnelerle çevrilmiş bir dünyada yaşadı. Bu süreçte kendi varlığını etrafını saran bu nesnelerle anlamlandırmaya çalıştı. Aristoteles’ten modern felsefeye kadar birçok düşünür, nesnenin ne olduğu sorusuna çeşitli yanıtlar vermeye çalıştı. Bu yanıtlar, özellikle insanın nesnelerle kurduğu ilişki üzerine oldu. Yalnız felsefe değil, sanat da insanın nesne ile kurduğu ilişki üzerine çeşitli yanıtlar vermeye çalışır. Bu yönde yapılan eserler, nesne ile ilişkiye girmemizi, çevremizdeki nesneler üzerinden bizimle iletişime geçmeyi hedefler.
Van Gogh’un (1853-1890) birçok çalışması nesne olarak “ayakkabı” üzerinedir. Resmedilen köylü ayakkabıları hem onu giyen ve eskiten köylünün otoportresidir hem de yıpranmış botların resmidir. Adeta köylü ile bu yıpranmış ayakkabılar özdeşleşmiştir. Bu açıdan baktığımızda ayakkabılar köylünün yaşamını anlatmaktadır. Bu açıklamalar bağlamında, Van Gogh’un çiftçi ayakkabılarına tekrar baktığımızda, sanatçının araç olan ayakkabıyı sanat nesnesine dönüştürmesi, bir köylünün hayatına dair izlenimleri düşünmemize neden olur. Diğer bir deyişle, Van Gogh’un ayakkabılar resmi köylü yaşamının bir anlatımıdır.
Pablo Neruda’nın Odes to Common Things (İspanyolca Odas Elementales / Sıradan Şeylere Övgüler) adlı şiir kitabında sıradan şeylere olan sevgisini şöyle dile getirir:
“Delice/delice aşığım şeylere, bütün hikâyeyi anlatmam için/kumpas kurdu bana birçok şey/Dokunmakla kalmadılar bana/ya da ellerim dokunmakla kalmadı onlara/öyle yakındılar ki/varlığımın bir parçasıydılar/öyle canlıydılar ki benimle/hayatımın yarısını yaşadılar/ve ölümümün yarısını ölecekler”.
Neruda hayatımızı dolduran gündelik eşyalara yakından bakar, dikiş yüksükleri, fırçalar, vazo, şapka, makas, çorap, soğan, sandalye, domates, patates, kaşık, sabun gibi gündelik kullandığımız nesneler karşısında saygısını göstermiş olur. Neruda bu kitapta topladığı nesneler ile bir diyalog haline girer. Bunu yaparken şiiri yücelik tahtından indirir, gündeliğin içine bırakır. Makas şiiri şu dizelerle ilerler: “çaprazlama birbirine geçmiş/uzun ve hain/iki bıçak/sonsuza dek/birleşmiş/iki küçük nehir”
Her evde veya işyerinde bulunan bu alete övgüler düzer. (“makas/gezdi yedi iklim dört bucak/keşfe çıktı/dünyayı”)
Tırnak kesmek, bayrak biçmek, saç kısaltmak, urganları gövdeden ayırmak suretiyle makas tarihte yolunu keserek çizmiştir. Yakından bakınca bu gündelik nesne her devirde kullanılmış olmasıyla anıtsal bir nitelik kazanmış, yaşamımızın vazgeçilmezi olmuş, kültürün sonsuz sembolik ve pratik işleyişinde rol oynamış, iş görmüş, kesmiş, ayırmış, düzenlemiştir. Terzinin elinde kumaşı, çocuğun elinde kâğıdı, işçinin elinde fazlalığı kesmiştir. Bu bakımdan emeğin uzantısıdır. Neruda makası överken emeği, sessiz çalışan elleri selamlar.
Bazı nesneler vardır; konuşmazlar ama anlatırlar. Makas bunlardan biridir. Ne hatırası vardır ne de bir yüzü. Yine de dünyayı biçimlendiren o küçük aralıktan geçer hayat. Kumaş, kâğıt, iplik, fazlalık… Her şey ondan geçerken bir karar verilir: ne kalacak ne gidecek.
Sıradan Şeylere Övgüler’de Neruda bir tür küçümsediğimiz, önem vermediğimiz nesnelerin sözcülüğünü yapar. Hiçbiri diğerinden üstün değildir. Bu nesneler bu evrende konuşmaz, gösteriş yapmaz, ama kumaşta izi kalır, biçimi değiştirir, sonuç üretir, olmazsa olmazdır. Burada çok ince bir etik vardır: dünyayı ayakta tutanlar, en az konuşanlardır. Neruda’nın makası överken yaptığı şey aynı zamanda modern özneye bir eleştiridir: her şeyi büyütmek isteyen, her şeye anlam yükleyen, ama işlevi unutan insana karşı… Makas der ki: “Ben buradayım. İddiam yok. Ama bensiz iş yarım kalır.”

