Halikarnas Balıkçısı’nın görsel mirasını bizlere anlatan Ömer Durmaz’ın açtığı sergiler, çok yönlü sanatçının ressam yönünü bugünün grafik tasarımcılarıyla buluşturuyor, bir farkındalık oluşturuyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü Öğretim Görevlisi, tasarım tarihi uzmanı Durmaz’la Datça’da açtığı sergi öncesi yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünde Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Türk tasarım tarihi içindeki yerini de öğreniyoruz.
– Siz geçen yıl Bodrum’da “Halikarnas Balıkçısı’nın Görsel Mirası – Resim ve İllüstrasyon Koleksiyon Sergisi” açmıştınız. Bu yılki serginizin içeriğinden söz eder misiniz? “Pastiş atölyesi” kavramını da biraz anlatır mısınız?
– Bodrum’da aynı tema etrafında iki sergi gerçekleştirdim. Son sergi daha kapsamlı ve daha geniş bir seçkiyle hazırlandı. Geçtiğimiz yılki sergide amacımız, Balıkçı’nın unutulmuş görsel üretimlerini yeniden görünür kılmaktı. İzleyiciler onu yalnızca metinleriyle değil, çizgileriyle de tanısın istedik. Bu yılki sergide ise daha katmanlı bir yaklaşım benimsedik. Yalnızca eser göstermek değil, üretim mantığını da tartışmaya açıyoruz. Yani Balıkçı nasıl bakıyordu, nasıl biçimlendiriyordu, nasıl yorumluyordu?
Pastiş atölyesi de burada devreye giriyor. Pastiş, basit bir taklit değildir. Bir üslubu, bir dönemi ya da bir sanatçının görsel dilini anlayarak yeniden yorumlamaktır. Parodiden farklı olarak alay etmez, saygı duyar, gönderme yapar, yeniden düşünür. Eğitimsel açıdan son derece kıymetlidir; çünkü katılımcı yalnızca sonuca değil, sürece odaklanır. Usta bir sanatçı gibi bakmayı, onun çizgi ritmini, kompozisyon kararlarını, sembollerini ve anlatım biçimini çözümlemeyi öğrenir. Bu nedenle pastiş atölyesi, nostaljik bir tekrar değil, görsel okuryazarlık ve tasarım çözümlemesi pratiğidir.
– Kabaağaçlı’nın Türk tasarım tarihinde nasıl bir yeri var, yeterince araştırıldı mı bu konu?
– Açık konuşmak gerekirse yeterince araştırılmadı. Çünkü Türkiye’de tasarım tarihi yazımı uzun süre mimarlık, endüstri ürünleri ve belirli grafik tasarımcılar etrafında şekillendi. Oysa öncü isimler, süreli yayınlar, bu yayınlardaki illüstrasyonlar, karikatürler ve geçiş dönemlerinin melez üretimleri de bu tarihin önemli parçalarıdır. Bugün değişen tarihyazımı anlayışıyla birlikte bu alan daha görünür hale geldi. Yıllar önce bu konuları gündeme getirdiğimde, Cevat Şakir’in ressamlığı ya da tasarım tarihindeki yeri kimi çevrelerce yeterince ciddiye alınmıyordu. Ancak artık daha kapsayıcı ve çok katmanlı bir araştırma yaklaşımından söz edebiliyoruz.
Kabaağaçlı bu açıdan sınırları zorlayan bir figürdür. Ne yalnızca ressamdır, ne yalnızca yazar, ne de yalnızca çizer. Disiplinlerarası bir üreticidir. Bugün tasarım dünyasının çok konuştuğu “multidisipliner yaratıcı kimlik” modelinin erken örneklerinden biridir. Türk tasarım tarihinde ona ayrılması gereken yer henüz tam anlamıyla verilmedi. Bu eksikliği gidermek ise yeni araştırmaların, sergilerin ve akademik yayınların görevidir.
– Kabaağaçlı’nın resimlerindeki “Poseidon mızrağı” şeklindeki imzası hayli ilginç, öyküsünü biliyor musunuz?
– Cevat Şakir’in eserlerinde farklı imzalar ve mahlaslar kullandığını görüyoruz. Bunun sosyal, siyasal ve kişisel nedenleri vardır. Kimi zaman aile çevresinin bakışı, kimi zaman sürgün yıllarının koşulları, kimi zaman da politik atmosfer bu tercihlerde etkili olmuştur. Poseidon’un üç dişli mızrağını andıran imzası ise en karakteristik örneklerden biridir. Bu işaret, sıradan bir imza olmaktan çok kişisel bir görsel manifesto gibidir. Çünkü Balıkçı için deniz yalnızca manzara değil, hafıza, uygarlık, özgürlük ve köken anlamına gelir.
Poseidon göndermesi, onun antik Akdeniz kültürüne duyduğu ilgiyi de gösterir. Mitolojiyle kurduğu bağ, resimlerine ve metinlerine olduğu kadar imzasına da yansımıştır. Yani burada isim yazmaktan öte, kimliğini sembolleştiren bir tavır vardır. Bugün buna kişisel logo ya da sanatçı monogramı da diyebiliriz. Oldukça modern bir yaklaşımdır.
– “Merhaba” kelimesi sizin için neler ifade ediyor?
– Benim için “Merhaba”, yalnızca bir selamlaşma değil, bir zihniyet biçimidir. Açıklığı, karşılaşmayı, diyaloğu ve umudu ifade eder. İnsanla, doğayla, kentle, tarihle ve sanatla yeniden ilişki kurma çağrısıdır. Balıkçı’nın dünyasında “Merhaba”, yaşamı coşkuyla karşılamaktır. Benim için de aynı zamanda üretime, öğrenmeye ve paylaşmaya açılan kapıdır. Her yeni araştırmaya, her yeni sergiye, her yeni fikre aslında bir “merhaba” ile başlarız.
Bugün bu sözü yaşatanlar yalnızca kurumlar değil, hafızayı taşıyan insanlardır. İzmir’de uzun yıllar yaşayan, aile belleğini incelikle koruyan kızı İsmet Hanım’a, bu kültürel mirası bugüne ulaştıran, arşivlerini paylaşan, katkı sunan yaşayan torunlarına da özel bir teşekkür borçluyuz. Çünkü bazı miraslar kitaplarla değil, insanlar sayesinde yaşar. Ve bazı kelimeler vardır ki bir selam olmanın ötesine geçer, bir uygarlık çağrısına dönüşür: “Merhaba”.
***
Bodrum Belediyesi’ne bağlı özel müze statüsündeki Bodrum Deniz Müzesi’nin öncülüğünde düzenlenen “Merhaba Günü” etkinlikleri kapsamında “Halikarnas Balıkçısı’nın Görsel Mirası / Ressam Cevat Şakir” konulu resim ve illüstrasyon sergisi açıldı. Öğretim Görevlisi Ömer Durmaz’ın küratörlüğünü üstlendiği, Eski Datça’daki Maison Magi Sanat Galerisi’nde 25 Nisan 2026 günü açılan sergideki eserler Sibel, Derya ve Tuba Kabaağaçlı koleksiyonundan derlendi.
Maison Magi Sanat Galerisi’nde 26 Nisan 2026 günü de “Ömer Durmaz ile İllüstrasyona Merhaba” konulu pastiş atölyesi düzenlendi. Şair, çevirmen Can Yücel’in kızı ressam Su Yücel ile Maison Magi’nin kurucusu ve kültür girişimcisi Sena Pir de sanatseverlerden büyük ilgi gören atölye çalışmasına katılanlar arasında yer aldı.





