Özür diliyorum… Özür diliyorum…

Evet, hepinizden özür diliyorum, hem de çok… Kendi adıma değil, mesleğim adına… Güvenilirliği sorgulanan, itibarı günden güne sarsılan, onuru kırılan, alay konusu edilen sevgili mesleğim gazetecilik adına…

Paris’teki EXPO oylamasında yaşanan şu sorumsuzluğa, şu rezalete bir bakın…

Bu skandalın altında, devletin sahibi olduğu, siyasetçinin elinde oyuncak haline getirilen iki kurum, TRT ve Anadolu Ajansı’nın imzası var… Ve onların arkasına sorgusuz sualsiz takılan, televizyonlar, internet siteleri…

***

Biliyorum, neresinden tutmaya kalkarsam kalkayım, elimde kalacak ama yine de yazmaya çalışayım.

Tüm İzmir’in, Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kalabalığın, Türkiye’nin dört bir yanında milyonların kalbi heyecanla atıyor. Gözler ekranlarda, kulaklar Fransa’dan gelecek haberde…

Biz de arkadaşlarla birlikte, Paris’te…

İzmir ve Milano’nun sunumları bitmiş. Oylamaya geçilecek. Hava biraz gergin.. İçeride 152 ülkeden, “ben gelemeyeceğim” diye önceden bildiren Afrika devleti Swaziland hariç, 151’nin delegesi var.

Tek tek elektronik oylama cihazları dağıtılıyor. Sonra test ediliyor.

Önce 146, sonra 149, nihayet üçüncü de ise 151 cihazdan sinyal alınabiliyor. Son bir deneme daha yapılıp, beşincisinde topu topu 1 dakika süren oylamaya geçiliyor.

***

Ancak daha işlemler bu aşamaya bile gelmeden, bekleyiş de uzayınca fısıltı gazetesi işliyor.

Kimi, “İş bitti abi, biz almışız” diyor. Bir başkası, “Milano 4 oyla götürmüş” diyor.

Bu tür küçük çaplı diyaloglar yaşanırken, espriler yapılırken, oylama salonun önü birden hareketleniyor. Aslında, “Delegeleri etkileriz” diye düşünen bir grup “İzmir, İzmir” diye bağırmaya başlıyor. Ardından alkışlar, bayraklar, “kazandık” bağırışları, seviçten gözyaşları… Sarılanlar, “çaaak; kardeşim” yapanlar… “Nasıl ama ben söylemiştim, değil mi?” diyenler… “Hakikaten hiç umudum yoktu, kazandık, güzel oldu be” diyenler..

***

İşte bu atmosferde, daha oylamaya dahi geçilmemişken, “İzmir EXPO’yu kazandı” haberleri Paris’teki salondan taa Türkiye’ye kadar yayılıyordu.

Hem de gafilce, sorumsuzca…

En temel soru, “sonuç kaç kaça”ya dahi yanıt bulmayı aklına getirmeden, cahilce…

Çok değil, sadece 15-20 dakika sonra…

İzmir’in Milano’ya karşı 86’ya 65 oyla kaybettiği gerçeği, o sorumsuzların yüzüne tokat gibi patlıyor.

Sonrasında da, yalanın bini bir para…

“Efendim, ilk seçim iptal edildi, ikincisinde İzmir kaybetti…”

“Daha önce İzmir’in kazandığı ilan edildi. Ancak resmi açıklamada…” diye uzayıp giden bir başka palavra.

Bunca yıllık gazeteciyim. Bu kadarını, asparagasın tarihe geçecek cinstenini görmedim.

Yanımdaki arkadaşım Banu Şen’e dedim ki:

“Yazık… Kaybetmeyi bile berecemedik…”

Milyonların duygularıyla oynandı. Üzüntüleri ikiye katlandı.

Hiç mi ayıp olmuyor? Azıcık cesur davranın, hiç değilse çıkıp halktan bir özür dileyin, özür…

Related Images:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın