“Bu kez kendimi kimlere alkışlatayım” diye sıvandığınız yazı, hemen kendini ele veriyor. “Sizin çekip gitme zamanınız” diye bas bas bağırıyor.
Tek kelimelik satırları alt alta dizip, olur olmaz yerlere üç nokta koyarak bu işten “sıyırmayı” adet haline getirdiyseniz, boşuna çaba. Artık fark ediliyorsunuz ve sıkıyorsunuz. Direnmeniz boşuna. Neden patronun atmasını bekliyorsunuz?
“Etliye-sütlüye” bulaşmamayı adet haline getirdiyseniz, artık kahve köşelerinde bile pek rağbet görmeyen “fikir” sandığınız “kırıntılarla” idare etmeyi sürdürmeye kararlıysanız, sizin bileceğiniz iş. Ama gitme zamanınızın çoktan gelip geçtiğini herkes biliyor; saklanamazsınız.
Özgün fikirlerinizle değil, küfürlerinizle ve aşağılamalarınızla şöhret yaptıysanız, bundan sonrası yok. Kendinize güldürüyorsunuz. Gerçekten gitme zamanınız. İnanın, hiç kimseler yokluğunuzun farkına varmayacak.
Siyaset, spor, çevre, gezi ve yaşamın tüm alanlarında ne denli bilgili olduğunuzu kanıtlama çabanız boşuna. Hele “ağabeylere” göz kırpan yazılarınız “müthiş”: Komik oluyorsunuz.
Seçim öncesi CHP ile MHP’nin harika bir hükümet oluşturacağını söyleyip seçim sonrası CHP’nin tüm olumsuzluklarını ortaya koyuyor ve hatta “türbanlı parti” diyecek kadar ileri gidiyorsanız, gerçekten artık vazgeçmelisiniz, köşenize çekilmelisiniz.
Evet, gazete köşelerini bırakıp kendi köşelerinize çekilmelisiniz.
Bunun yaşla da bir ilgisi yok. Çok yaşlı, ama her gün yeni dünyalar kurma becerisini gösterenler başımızın tacı. Birilerinin ceketini giyerek poz satan “çok bilmiş”, “çatık kaşlı gençler” kovulmayı beklemesinler. Gidip limon satsınlar.
Çocuğunuz özel okullarda okuyor olabilir. Arabanızı yeni değiştirmiş ve taksitlerini de bitirmemiş olabilirsiniz. Bodrum’da aldığınız yazlığın da çok masrafı olabilir. Gazetenizin sunduğu olanaklar aklınızı başınızdan almış da olabilir.
Olabilir, olabilir, olabilir…
Bu ülkede “köşe yazarlığı” dışında da birçok olanak var sizin için.
Tez elden o en çok savunduğunuz partiden milletvekili adayı olabilirsiniz.
“Seçimlere daha çok var” derseniz, “bir de televizyonları deneyin” derim. Hep konuşulan, ama hiçbir şey söylenmeyen kavgalı gürültülü bir program sizi kesebilir belki.
Gazetedeki yazılarınızı üst üste koyup “kitap” bastırabilirsiniz. Sonra da “yazar” kimliğinizle imza günlerini dolaşabilir, havanızı atabilirsiniz.
Ne yaparsanız yapın, lütfen çekip gidin.
Köşeleri rahat bırakın…

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.