Sorun Karşıyaka’da kısmen çözüldü: Başkan Cevat Durak’ın Yaşar Üniversitesi kurucusu Selçuk Yaşar’a önerdiği yer kamusal alan olarak nazım imar plana işlendi. İleride ufak tefek bürokratik değişikliklerle buraya üniversite kurulabilecek.
Güzelbahçe’nin sorunu ise giderilemedi. İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin istediği alan Nazım İmar Plan’da ağaçlandırma bölgesi olarak görülüyor. Ertan Avkıran’la Ekrem Demirtaş’ın çabaları boşa gitti. Demirtaş’ın son dakika manevrası “politik” olarak değerlendirilince, “politik” bir yanıtla karşılaştı; izni koparamadı.
Anlayacağınız bu tartışma daha sürer gider. Demirtaş eminim yeni bir manevra hazırlığı içindedir. Ne de olsa İzmir’in (!) çıkarları sözkonusu?
Ama tartışmanın bu bölümü artık beni hiç ilgilendirmiyor. Amaç belli olunca su üstündeki görüntü sadece kandırıldığım duygusunu artırıyor o kadar.
Beni ilgilendiren bu iki üniversitemize ya da başka eğitim gönüllülerine istedikleri izin verilse ne olacağı?
Halen üç devlet üniversitemizin yanında eğitim veren iki özel üniversitemiz ne kadar etkin? Bilim ve düşünce üretilebiliyor mu? Nasıl yönetiliyorlar? Eğitim kalitesi nasıl? Mezun olduktan sonra iş bulma olanakları, tercih edilme durumları nedir? Verilen sözler tutuluyor mu? Yoksa değil iş bulma staj yeri bulma konusunda bile mi sorun yaşıyorlar?
…ve daha pek çok soru?
Özel üniversitelerle ilgili bazı endişelerim var; sadece İzmir değil tüm Türkiye için geçerli bu kaygılar.
Neler mi?
Öncelikli kaygım buralarda bilim üretiminden çok ticari kaygıların ön planda tutulması? Elbette değirmene bir yerden su bulmak gerekli ama tek amaç bu olunca sorun yaşanıyor. Geçen yıl açıklanan bilimsel üretim raporunda İzmir’deki özel üniversitelerde tek bir yazı, araştırma yapılmadığı yolundaki tespit durumu ortaya koyuyor aslında.
Tek hedef, olabildiğince çok öğrenci kaydettirmek; bunun için her yol mübahtır. Ek kontenjan mı alınması gerekiyor, gerekli girişimlerde bulunulur, alınır. Bu kontenjanı almak için öğretim kadrosu yetersiz midir, gerekirse naylondan bir kadro oluşturulur. Bir sürpriz olur da kontenjan alınırsa gece gündüz çalışılır, iyi-kötü kim varsa kadroya dahil edilmek için uğraşılır.
Bu arada bazı sorunlar da oluşur elbette. Ne olabilir; toparlama kadrodan bazılarıyla yollar ayrılmak zorunda kalınır ama adam istifa etmek istemez. Cevval üniversite yöneticileri buna da çözüm bulur; “tamam, ilişiğini kesiyoruz” derler ama imzayı çaktırmadan, “öğretim görevlisi adına yazılan istifa dilekçesi”nin altına attırmaya kalkışırlar. Mağdur bilim adamı durumu fark edip itiraz edince de üstüne yürümeye kalkışırlar!
Olur mu dersiniz?
Ben böyle şeylere inanmak istemem. Varsa da sorunu mahkeme çözer. Mağdur olduğunu iddia eden öğretim üyesi mahkemeye gider dava açar. Kendilerine başka kampus alanları gösterilmesine karşın yüksek gerilim hattı altında eğitim gören öğrenciler gider dava açar; ne de olsa artık rüştlerini ispatlamışlardır. Sorun varsa mutlaka çözüm de vardır.
Tabii böyle şeyler oluyor ya da olabilir diye de kentimize üniversite kazandırma çabalarını engellemek düşünülemez. Bu tür sorunları çözmek, sevsek de sevmesek de Yüksek Öğretim Kurumu’nun görevidir.

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.